Bir Garip Gün Işığı, Odamın İçine Dolan

Rüzgarla açılan pencereden rüzgarın misafiri olarak geldi gün ışığı. Bir garipti. Var olduğumuz günden beri, yüzümüze çarpan güneşin bizi gülümsettiği gerçeği o gün, o sabah için geçerli değildi. Kalktım, pencereye uzanmak için bir adım attım. Adımımla beraber ayağıma değen soğuk taşlar ve üzerime doğru esen rüzgar içimde ürkütücü bir titremeye yol açınca duraksadım olduğum yerde. Ben güneşe bakıyordum, o da bana. Oysaki eskiden böyle olmazdı. Ben ona bakmak için ne zaman cesaretlensem, sanki benim ona bakacağımı bilip kendini biraz daha kızdırırdı güneş ve ben güneşe bakmanın dayanılmaz hafifliğine, bir güzele bakmanın içimde bıraktığı yanıklara benzetirdim. O sabah öyle bir yanık oluşmadı göğsümde. Halbuki göğsüm, benim yaşam kaynağım, bir anlık nefes alımlarında yaşamamı bana hatırlatırcasına küt küt atardı. Bende ona minnet edip, bazen elime aldığım stetoskop-bir tür dinleme cihazı- ile onu dinlerdim. Yani hayatı. Her atımında bana hayatta olduğumu şükretmemi söyleyen bir kalbim var benim. Bir kaç santim ötede duran kalbim adeta hayatın ellerimin arasında olacağını söyler gibi atıyor. Küt ediyor önce, gerisi gelecek mi diye bir merak kaplıyor insanı ve beklenen diğer ses, ikinci küt oluyor. Dinleyince öyle rahatlıyorum ki, başımı koyacak bir yerler bulmak istiyorum. Yaşadığım hayatı şerit halinde film makarasına çeviren şu kalbimi, açıp sunacak bir yere, başımı koyacak omuz istiyorum.

Okumaya devam »



Çok Garip Günlük-1

Gelecekten kaygın varsa, aynadan uzak dur!” diyen tuhaf bir bayanın pürüzsüz tenine baktım bir koca gün. Ağız hareketleri ve ağızdan çıkan kelimelere uygun hareket etmeye çalışan küçük bir burnu vardı bayanın. Sonrasında da dolu dolu bakan gözler ve ince şerit çekilmiş düzenli kaşlar gözüme ilişti… Saçlar mı? Saçlar umurumda değildi. Gerçekten gelecekte o saçların ne hale geleceğinden bihaber derin derin baktık birbirimize… Lafı gediğe oturtanlar, gediğin etki-tepki prensibinden bir haber olurlarsa gelecek anlamsız olurdu, bunu ikimiz de dile getirdik. Ayna mı? Aynanın odak uzaklığı seni sonsuzda gösterirken, ayaklarının yere bastığı Dünya‘nın, evren denilen sonsuzluk hüznesinde öylece durduğundan tereddüt ettik. Bu tereddüdün getirisi olarak kimse kimsenin ayaklarını yerden kesemezken, inanılası güç durumları da yukarıya havale edip yaşamaya tercih edenlere güldük. Kısa günün karı olarak yanda gelen, evde özveriyle hazırlanmış fındık ezmeli ekmek ortadan ikiye bölündü ve biz paylaşımı konuştuk. Dile gelen yanları ağızda, her bir kelime un eleğinden geçirilip havalı şekilde çıkınca, bizde kalanları un fabrikasında diyerek; el işaretleriyle, beden diliyle ortaya sürdük. Paylaştık.

Okumaya devam »



Atasözlerine Gömülü Hayatlar

Zamanın su kıvamında akıp geçtiğini sezdiğimden beri, kırmızı ışıklarda hiç durmadım ben. Daimi sarı ışıkta gidip kontrollü yaşadım ve yeşile çalan gözlerle baktım, dokundum sevdiğim ellere… Acınası buldum gerçekleri, acımasız olarak görmedim. Eğri oturup doğru söyledim; doğru söyledim diye dokuz köyden kovuldum… Şaşırıyorum, ucu ucadıya, ittire kaktıra gibi geçiyormuş geliyor bazen zaman ama damlaya damlaya göl olduğunu sonradan fark ediyorsun ve bazen de bu gitmişliğin üstünü örtmek uğruna diyorsun ki göl suyuyla ekmek mayalanmaz, ama mayalanıyor işte; hayatın mayalanıyor hem de unu, tuzu, emeği serpile serpile. Bazen fazlaca una bulanıyor ve çok sert oluyorsun; içine biraz tuz kattık mıydı tuzlanıyorsun; sıcak hallerinde çay ve beyaz peynir üçlemesinin müdavimi oluyorsun, tıpkı bir ekmek gibi, onun gibi güzel kokuyorsun.

Okumaya devam »