
Kendi vızıltısına dayanamayıp başı aÄŸrıyan, aksak, burnu çengelli, üstünde bir kaç ince tüy olup bunları jöleyle yalatan sivrisinek Rıfkı o gün, hayatında görebileceÄŸi en kırmızı, en parlak ÅŸeye iÅŸtahla bakıyordu. Karşısında gördüğü ÅŸey bu zamana kadar içtiÄŸi o hafif koyu kırmızı ÅŸeyin, kanın, hafif açık tonuna sahip olup o güne kadar görmediÄŸi bir ÅŸeydi. Nesnenin içinde her daim beslendiÄŸi insan evlatlarından, jölesi olmayan, kel bir adam yer almakta, Rıfkı’da normal gününde bu adamı yemek için etrafında dört döneceÄŸine; karşısındaki kırmızı zenginliÄŸe gözü dönercesine bakmaktaydı.
Etrafında rakip takımın sivrisineklerinden hiç biri gözükmezken, Rıfkı; bir an önce gözünde kamaÅŸan nesneye doÄŸru hareket etti. Uzaklığı fazla deÄŸil, 150 kanat çırpışı ötede olan bu nesneyi tanımlamak için göz deÄŸil kulaÄŸa da ihtiyacı vardı; zira çıkardığı sesi yanına gidince aÄŸrıyan başını tetikleyen daha kuvvetli bir ses olarak iÅŸitti. Sesteki duru ve berraklık, nesneyi bir o kadar yumuÅŸak bir ÅŸeymiÅŸ gibi gösterirken, aynı anda çıkardığı yüksek öksürük sesine benzeyen ses toplulukları da Rıfkı’ya geri adım attırabilecek kuvvetteydi.


