Arşimet’in Hamam Tası Gümüşten

arsimetinhamamtasi

Bir sabah uyandığında, kulağında akbilin yetersizliğinin sesi olan, yetersiz bakiye, soğuk tonlarını işitiyorsan hayatı sorgulaman gerekir. Yeterliliklerinin ne olduğunu daha bilemediğin yaşlarda; yetersizliklerin hayatının büyük bir bölümünde yer etmesi, geleceğinin ya da yaşayamadığın geçmişinde senin ne kadar deterjan olduğunu gösterir. Kirlileri yalnızca su ile yıkamanın, kirleri tam olarak çıkaracağı gibi bir garantiyi kimse veremez, fakat bir çoğu, çocukları kirletçek olarak kullanan deterjan firmaları; bunun garantisini, sıradan deterjanlarla, x deterjanlar olarak sizlere sunar. İşte bu noktada sen yetebiliyorsan O, x deterjanı oluyorken, yetemiyorsan sıradan deterjan olarak yaşarsın. Tabi daha Zürih Üniversitesi bilim adamları seni test bile etmemişken.

Felsefeyi okuduğu bu yıllarda Fuat, aklına gelen anlamsız bir dizi seri kelimeyi, diğer kelimelerle yarıştıyor. Felsefi açıdan süreçleri, düşünme şekillerini bu anlamsız kelimelerle kendince çıkarımlarda bulunarak, bunu kendi için eğlencelik haline gelen bir oyun haline getiriyordu. Burnunda çıkan sivilceyi sıkmayarak, sabırla vücudun irini absorbe etmesini beklerken, bu yaşadığı süreci Mevlana’nın sabır tümcelerine bağlıyor, oradan Arşimet’e ilham veren bir hamam ortamına giderek, orada kendine kese-köpük masajı yaptırıyor ve keseye madur kalan sivilcenin patladığını, hamam sonrasında baktığı aynada fark edip, Hipokrat‘ın, Geçmiş Olsununa bağlıyordu.

Okumaya devam »



Biriken Hayatlar

hayatguzel

Her anın bir daha gelemeyecek kadar uzak; geçen zaman kadar yakın, olduğu nadide bir yaşamımız var. Birileri giderken başka bir diyarlara, diğerlerinin geldiği az evvel gittiğin dünyada biriken koca hayatlar. Uzay boşluklarını dolduracak kadar dolu geçen yaşamlar. Gün gelip son nefesin noktayı koyduğu anda kara deliklerin buyur edeceği anılar.

Ne çok şey biriktiriyoruz esasında. Gözünüzü kapatınca aklınıza, ilk gelenler. Belki eşin, belki sevdiğin ya da can dostun köpeğin, nankör dediğin kedin, ses çıkarttığı için şikayet ettiğin amma velakin apartmanda görünce, özledik gelin bir ara! dediğin komşun, işten güçten arkadaşların, kötü anların, rüyaların, hayallerini süsleyeceğini umduğun evin, krediyle alındığı için unutamadığın evin, hediyelerin; aldıkların değil ama genellikle sana gelenlerin. Erkeksen kadının, en çok da kadının. Hayatına girip, gözünü açıp kapayınca çektiğin, göz olmazsa da kalben gördüğün ve biriktirdiğin. Şu çok biriktiremediğin parayı bile, aslında gördükçe bir yerlerinden biriktirdiğin. Ne çok şey

Okumaya devam »



Eski Bayramlara Çağrışımlar

bayram

Eski bayramlardaki gibi araba yolculukları ve sonrasında öpülen, kimisi tanıdık kimisiyle ilk kez karşılaşılan eller. Yıllar önce, el kadar iken, özlenilmeyecek anılar ve görüntüler, yıllar sonra bir ayna karşısında oturup kendine bakarak, yüzündeki her bir çizgi ve belirtinin anılarıyla beraber akla gelince, eski bayramların çağrışımlarını da düşünmeden edemiyor insan. Sahi düşünür mü insan? Ne zamanlarını düşünür?

Şimdiki araba yolculukları manidarlıktan öte ebeveynlerin, çok kişi trafikte dikkatli sürmek gerek, zamanında olamayacağız, gibi sıkıntılarıyla dertli geçiyor sanki, belki büyüyünce adama öyle geliyor, velet boyutta olsam belki de küllem iplemeyeceğim bu durum şimdi çağrışımlarla geliyor. Bir başka ebeveyn sıkıntısı da, bayramda önce size mi bize mi gideceğiz, oluyor? Kime gidersen git, sonuç değişmese de öncelikli olarak gidilen taraf her daim diğer taraftan bir adım öndeymiş gibi de görünebiliyor, ne kadar da tuhaf şeylere takılıyoruz, galiba çok boş zamanımız var diye düşünüyor insan. Sahi düşünür mü insan?

Okumaya devam »