Biriken Hayatlar

Her anın bir daha gelemeyecek kadar uzak; geçen zaman kadar yakın, olduğu nadide bir yaşamımız var. Birileri giderken başka bir diyarlara, diğerlerinin geldiği az evvel gittiğin dünyada biriken koca hayatlar. Uzay boşluklarını dolduracak kadar dolu geçen yaşamlar. Gün gelip son nefesin noktayı koyduğu anda kara deliklerin buyur edeceği anılar.

Ne çok şey biriktiriyoruz esasında. Gözünüzü kapatınca aklınıza, ilk gelenler. Belki eşin, belki sevdiğin ya da can dostun köpeğin, nankör dediğin kedin, ses çıkarttığı için şikayet ettiğin amma velakin apartmanda görünce, özledik gelin bir ara! dediğin komşun, işten güçten arkadaşların, kötü anların, rüyaların, hayallerini süsleyeceğini umduğun evin, krediyle alındığı için unutamadığın evin, hediyelerin; aldıkların değil ama genellikle sana gelenlerin. Erkeksen kadının, en çok da kadının. Hayatına girip, gözünü açıp kapayınca çektiğin, göz olmazsa da kalben gördüğün ve biriktirdiğin. Şu çok biriktiremediğin parayı bile, aslında gördükçe bir yerlerinden biriktirdiğin. Ne çok şey

Okumaya devam »



Eski Bayramlara Çağrışımlar

eski bayramlara çağrışımlar

Eski bayramlardaki gibi araba yolculukları ve sonrasında öpülen, kimisi tanıdık kimisiyle ilk kez karşılaşılan eller. Yıllar önce, el kadar iken, özlenilmeyecek anılar ve görüntüler, yıllar sonra bir ayna karşısında oturup kendine bakarak, yüzündeki her bir çizgi ve belirtinin anılarıyla beraber akla gelince, eski bayramların çağrışımlarını da düşünmeden edemiyor insan. Sahi düşünür mü insan? Ne zamanlarını düşünür?

Şimdiki araba yolculukları manidarlıktan öte ebeveynlerin, çok kişi trafikte dikkatli sürmek gerek, zamanında olamayacağız, gibi sıkıntılarıyla dertli geçiyor sanki, belki büyüyünce adama öyle geliyor, velet boyutta olsam belki de küllem iplemeyeceğim bu durum şimdi çağrışımlarla geliyor. Bir başka ebeveyn sıkıntısı da, bayramda önce size mi bize mi gideceğiz, oluyor? Kime gidersen git, sonuç değişmese de öncelikli olarak gidilen taraf her daim diğer taraftan bir adım öndeymiş gibi de görünebiliyor, ne kadar da tuhaf şeylere takılıyoruz, galiba çok boş zamanımız var diye düşünüyor insan. Sahi düşünür mü insan?

Okumaya devam »



Kötü Gülmek

kötü gülmek.

Çok uzun zaman önce, kısa saçlı, bıyıkları burma, gövdesi kalın bir adam, kendi görünümden daha ince, saçı ve bıyıkları olmayan bir adamın yanına oturmuş. İki adam yan yana suspare oturdukları yerden ne birbirlerine bakmışlar, ne de varlıklarından haberdar olduklarını gösteren bir harekette bulunmuşlar. İkisi de yalnızca karşıya bakıyormuş. Sanki karşıda oyununu sergileyen tiyatro oyuncularını gözler gibi, sanki karşılarında çok sevdiklerini görmüş gibi, sanki karşılarında milyonlar dururmuş gibi… Baktıkça zaman geçer gibi, bakıpta ne gördüklerini tahmin bile edemeyen ben gibi, önlerindeki geleceğe, ufka bakıyorlarmış. Sonunda gövdesi kalın adam, sanki o gövdeden çıkamaz gibi ince bir ses tonuyla, “Gelecekte başıma ne gelir, bilmiyorum. Ama benden sonra bu Dünya’da yaşayacak olanlar ne kadar şanslı olacak ki?“. Bu soru sonrası diğer adam, belli bir süre yine aynı pozisyonda karşısındaki hayallere baksa da, sonradan o gövdeden çıkamayacak bir kalın ses tonuyla soruya cevap verir.

Okumaya devam »