Kırmızı Mazda ve Sivrisinek Rıfkı

Kendi vızıltısına dayanamayıp başı aÄŸrıyan, aksak, burnu çengelli, üstünde bir kaç ince tüy olup bunları jöleyle yalatan sivrisinek Rıfkı o gün, hayatında görebileceÄŸi en kırmızı, en parlak ÅŸeye iÅŸtahla bakıyordu. Karşısında gördüğü ÅŸey bu zamana kadar içtiÄŸi o hafif koyu kırmızı ÅŸeyin, kanın, hafif açık tonuna sahip olup o güne kadar görmediÄŸi bir ÅŸeydi. Nesnenin içinde her daim beslendiÄŸi insan evlatlarından, jölesi olmayan, kel bir adam yer almakta, Rıfkı’da normal gününde bu adamı yemek için etrafında dört döneceÄŸine; karşısındaki kırmızı zenginliÄŸe gözü dönercesine bakmaktaydı.

Etrafında rakip takımın sivrisineklerinden hiç biri gözükmezken, Rıfkı; bir an önce gözünde kamaÅŸan nesneye doÄŸru hareket etti. Uzaklığı fazla deÄŸil, 150 kanat çırpışı ötede olan bu nesneyi tanımlamak için göz deÄŸil kulaÄŸa da ihtiyacı vardı; zira çıkardığı sesi yanına gidince aÄŸrıyan başını tetikleyen daha kuvvetli bir ses olarak iÅŸitti. Sesteki duru ve berraklık, nesneyi bir o kadar yumuÅŸak bir ÅŸeymiÅŸ gibi gösterirken, aynı anda çıkardığı yüksek öksürük sesine benzeyen ses toplulukları da Rıfkı’ya geri adım attırabilecek kuvvetteydi.

Okumaya devam »



Bir Çift Gözyaşına Katık Yaşamak

Uzanıp tenine dokundu. Elindeki bozuk, kesilmiş bir resmin üzerine parmağını getirerek ve kim bilir neler düşünerek, dalarak yaptı dokunuşlarını. Uzandı ve tenine dokundu. Gözlerinden aynı anda süzülen iki damla, amaçsız kesilen fotoğrafın üstüne düştü. Düşüşleri imdat dercesine ve özveriliydi yüzünden ayrılırken. Sanki dökülen damlalar yüzde gezinirken, bütün anıları da yüzün saklanan yerlerinden alarak akıtıyordu fotoğrafa ve fotoğraf daha bir derinleşiyor, daha bir anlamlanıyordu o anda.

Belli ki düşündüğü uzaktaydı, amaçsızca kesilen bir fotoÄŸraf karesi günün en baharatlı anı öğlen vaktinde, elindeki kumandaya sıkı sıkıya sarılan çocuklar gibi kesintisiz izlettiriyordu kendini… Bir soÄŸukluk esti birdenbire. Sabahında açık unuttuÄŸu pencereden esen bir öğle rüzgarı, ıslanan yanaklarını üşüttü önce, sonra da gözleri kurumaya baÅŸladı. KuruyuÅŸlar insanın ömründeki bitiÅŸlerdi ve bu seferki kuruma, nemin en dolu olduÄŸu zamanda aÄŸlarken hissedilmiÅŸti. AÄŸlarken en saf duyguydu içtenlik, yaÅŸadığı kuraklık hissi de bu içtenliÄŸe katık battı yüreÄŸine.

Okumaya devam »



Uzaktakilere Kara Bulutlar Yön Verir

Sabah uyandı. Yanağına esen tuhaf bir esintiyle önce bir irkildi. Bu yaz ayının en sıcak gününde böyle soğuk bir esintiyle karşılaşmayacağını uykudan afyonu patlamadan önce bile sezmişti. Çapaklı gözünü esen tarafa, pencereye doğru çevirdiğinde gökyüzünü kaplayan o kara bulutları fark etti.

Bulutlar çocukluk zamanlarındaki gibi beyaz pamuk tarlalarını hatırlatmıyor, daha çok kızgın anne ve babasının birbirleriyle olan kavgalarından aradaki gerilimi hatırlatırcasına birbiri içerisine karışıyordu. Tam bu anda “Dünya’nın baÅŸka bir ucunda geliÅŸen benzer bir olayı gözlemleyen benim gibi kim vardır?” sorusunu düşündü. Ya O bakar mıydı aynı manzaraya ve hayatlarında çokça benzerlikleri olan bu iki beden, kavga etmeye baÅŸlayan bulutların arasında birbirlerini düşünüp, ne koÅŸullarda olurlarsa olsunlar verdikleri yemini mi gerçekleÅŸtiriyorlardı. Bu fikri düşündü. ÇocukluÄŸundan bu yana bütün utanışlarına tanık bir kadın ve onun uzakta olması, içindeki gizemli bahçenin anahtarını kaybetmiÅŸ hissi yaratmış içine oldukça kapanan bir bünye olmuÅŸtu ve O buralardan uzaktaydı.

Okumaya devam »