21
Mart
2008

Yazılarım aslında çok da net şeyler değildir. Kim bilebilir ki? Bir yazıyı yazarken aslında arka tarafta onlarca yazı yazdığımı ve bazen hepsini de bir yazının içine kattığımı… Yazıların da benim için masallar gibi böyle bir güzelliği var işte… Ne kadar yazarsan yaz, bir masal, hikaye ya da yeni yapma bir puzzle’nin içinde kaybolabiliyorsun. Olaki kaybolduğunda ve içinden çıkmaz bir hal aldığında, yaratıcılığını öne çıkarıp başlıyorsun, yazının kaçış-bitiş noktalarını aramaya… Aslında kolay bir iş değil. Ki ömrünüzü yazılarla beraber kağıtlara ya da şöyle diyelim, ömrünüzü bir yazı tahtasına yazmak, yer yer sığdırmak, acaba şuralarını silsem ve şunu eklesem, tata.. Buldum, buraya bu iyi gitti iyiki varsın “bu”, vb. heyecanlara kapılmak zor, ama çok da eğlenceli
Okumaya devam »
Özer'in Sepeti içinde yayımdadır. |
11
Mart
2008

Olaki Mart ayının başındaysanız ve böyle bir başlıkla bu yazıya giriş yapmaya çalışıyorsanız, durumunuz “vahim” demektir… Vahim ki ne vahim… Bu yazı “vahim“liklere kurban gidip “tüüü… Boyu devrilesiceler“le birlikte, giriş-gelişme-sonuç üçlemesine takılmadan çok da uzatılmadan, bitmiştir…
Bir yazının garip ama bir o kadar da hazin sonu!..
Özer'in Sepeti içinde yayımdadır. |
27
Ocak
2008

“Garip bir yerleşke şu Dünya, ne ucu belli ne de bucağını göreni, e bizde yeteri kadar sanallığı cekmişken “facebook” bünyesinde, bir tutam belki de son kalan o güzel insanlari, dostlarımızı, arkadaşlarımızı, derdimizi sansürsüz anlattıklarımızı,
UNUTMAYALIM dedik, bilmem iyi mi ettik?… Ama dedik.
Tatata…
Karşınızda her yerde dillendirmediğimiz bizce “Kuzu, Zuzu, Kuzucum vb.” samimiyetindeki çevremize, yani özel olan tarafa gönderesiniz diye yaptığım “Kuzummm, ya da Zuzum, KuzuCUM veya her neyse işte…” dedim şu saatler “facebook”çayırlarına sürdüm.
Okumaya devam »
Özer'in Sepeti içinde yayımdadır. |