Ben çocukken daha çok gülerdim, çünkü…


Ben çocukken daha çok gülerdim, çünkü o zamanlar enflasyon yoktu. Enflasyonu anlatan yeşil dinazor görünümlü canavar şeklini bile görmemiştik o zamanlar. Varsa yoksa tek yeşil dinazorumuz barney idi ve o da o zamanlar güler, eğlenir, kaykayıyla çoşar, kaçardı. Yıllar geçti, barney’de yaşlandı, bizde.

Ben çocukken daha çok gülerdim, çünkü beni “ce-eee” saçmalığıyla güldürmeye çalışan benim 3 katım büyük adamlar, kadınlar vardı. Bunların içinden bazı adamlar beni havalara fırlatıp, oldukları yerde döndürürken; bazı kadınlar da yanaklarımı sıkıp acıttıktan sonra, yüzümü güldürmek için mahkeme yüzlü hallerini eçişli büçüşlü şekillere büründürdüler. Onları öyle görünce ağladım. O zamandan sonra da kadınlarla aramı hiç iyi tutamadım. Bir kişi dışında. Hayatımı anlamlandıran o kişiyle tanıştıktan sonra da zaten kadın-erkek ayırt etmeden önce insan olmayı öğrendim, sonra da başka kadınlardan medet ummadım.


Ben çocukken daha çok gülerdim, çünkü uzun simitler vardı o zamanlar, tanesini 10 kuruşa alıp, 5 kuruşa da ayran kapattığımız. Artan parayla da biriktirilip ateri kaseti alınan dönemler ve birbiriyle ateri kasetini paylaştıran dostluklar vardı. Gün geldi, bizim kasetin içiyle, kendi kasetinin içini değiştirmiş dostluklar kurulmaya başladı, e bizim yüz de hafif hafif solmaya başladı. Ama bizler çiçektik ve okul sıralarında günebakan gibi durup öğretmeni dinlemeyi pek iyi becerirdik, içimizdeki çoşkuyu içimize atarak, ele yediğimiz 100cm’lik cetvellerle kavallar çalıp, güldük eğlendik o zamanlar. hoşbeş ettik. karamdı aşkım, hakan peker söyledi biz tekrar ettik.

Ben çocukken daha çok gülerdim, çünkü o zamanlar gülmek esnafın mimiğiydi. Sonra yıllar geçmeye başlayınca esnaflar gülmekten çok somurtmaya başladı. Terzi rıfkıyı gördüm bir gün, böyle beyaza çalmış yüzüyle dikiş makinesinin üstüne kapanmış yatarken dükkanının camına vurdum. Hiç ses etmedi. Bende içeriye girip, “Rıfkı amca annem şu yastığı gönderdi, şura yırtılmış mı ne?”, derken bedeninin oturduğu sandalyeden düşününü gördüm. Ölümle o zaman tanıştık, gülmekten biraz önce, diğer esnafın yüzünde.

Ben çocukken daha çok gülerdim, çünkü galatasaraylı sabrinin ortası, durakta otobüs bekleyen yaşlı bir kadının kafasına gelip, beyin kanaması yaratmamıştı hiç bir insanda. Futbol o zamanlar benim için önce mahalle takımı, sonra da milli takımdı. Mahalle takımında önce gol atar, sonra da kaleye geçip, kaleci oyuncu olurdum. Golü attıkça gülümser, eğlenirdim. Gollerden ve maçtan sonra da dayak yememek için deplasmana gidilen mahalleden topuklamasına kaçardık, o zamanlarda da yavaş yavaş ne zaman gülünür, ne zaman gülünmez eğitimini almaya başlamıştık.

Ben çocukken daha çok gülerdim, çünkü yokuşun ucundaki evde oturur, kar yağınca yokuşu popomun altındaki bir torba ya da karton ile kayarak inerdim. Enfes bir keyifti, dil dışarı da yüzde gülme efektiyle donmuş mimikler ve de burundan çıkıp, yüze yapışmış sümükler yer alırdı. Şimdiler o ev hala bizim evimiz ama bu eşek cüsse ile kaymayı denemek, bizim pederin mahalledeki itibarına zarar verir, yoksa yine yaparım kanımca, niye çekineyim?

Ben çocukken daha çok gülerdim, çünkü saftık o zamanlar be. Aynanın karşısına geçip, kızları etkileyeceğim diye numaralı bakışlar atardık, cebimizde zıt pıt ulaşılmamızı sağlayan cep telefonundan yoktu, okula giderken kahvehaneye uğrayıp sıcak çay içerdik, şimdilerde işe gitmek için koşturuyor, patron gece ararsa diye o dünyanın en saçma aleti, cep telefonunu açık bırakır olduk. Bir de e-posta(mail) da yanaştı yanımıza. kağıt yok, kalem yok, resim var, görsel var, telefona da geliyor artık onun da dibi, şişe dibi gibi bulanık ama o da var hayatımızda.

Neyse ya, ben çocukken daha çok gülerdim, çünkü sabırla yazıları okuyan ve okudukça yüzlerinde gülücükleri konuk eden kişiler vardı. Bunların etrafta olduğunu da bildiğimden bolca yazıp dururdum o zamanlar. Lisede edebiyat öğretmenimi iyi güldürdüm mesela, onun o hallerini kompozisyonumu okurken görüyordum ve bende gülüyordum ama gel gelelim notumu 70 olarak görünce de yüzüm asmaya başlardı, içtendi asıntılar, hocaya hiç çaktırmadan gülmeyi hep tercih ettim. Ben çocukken çok gülerdim işte, büyünce ağlama duvarlarıyla tanıştım ve hepsinin de üzerine şu notu yazıp oradan uzaklaştım: “Bunu yazan tosun, ağlayana da okuyana da kosun.”


Yorumsuz kalmış! Sayenizde...

TrackBack URI

Trajikomik detay...
Güzelim Türkçemizin dil kurallarıyla ilişiğini kesmiş, "selam,merhaba,nasılsın" gibi kelimeleri kurarken "SMS" kalıplarına,kısırlığına kapılarak kendini "slm,mrb,nslsın" şeklinde ifade etmiş, IP adresi'nin kaydını tuttuğum halde sanal alemin verdigi "Beni nereden bulacak? - ki bulunuyorsun merak etme! -" rahatlığından bizim Özer'e küfür,hakaret etme gazına erişmiş, bu gazı bünyede dolandırırken bunu bile adam gibi yapamamış her bireyin yorumları özür dilenerek büyük bir keyifle silinir... Yorumların hepsini yeni bir mektupla buluşmuş gibi keyiflice okurum... Belki de "Trajikomik detay"da ki en olumlu sözüm de bu olmuştur...

*

*