Ben Küçüktüm Hayat

Uzun süreli yalnızlıklar sarmıştı içinde bulunduğum şehri. Yedi kapısından girilen ceddin en girişimli şehrinde popülasyon artıkça yalnızlaşıyorduk da. Dışarıda yağmur yağıyordu ve yağmurun sokakları fethettiğinden beri, Fatih Sultan Mehmet’in yaptığı fetihin pek bir manidarlığı yoktu insanlar için. Yeni alınan montlar çıkmış her türlü kılık-kıyafette insanın dolandığı, çoğu zaman bu insanlarında insanlıklarının zorlandığı bir yerde karayele yakın bir rüzgar çalmış, yağmurla beraber her yanım ıslanmıştı.

Kurumak zordu bu şehirde ve ben küçükken kurumak için sobanın yanına sıvışır, annemin gözünün içine muzurca bakar, battaniyeye katık bana sarılmasını severdim. Anneme selamlar olsun ya; ruhu da şad olsun.

Ben küçükken yine muzur gülücüklerimi bakkal Recep amcaya da yapardım. Çok muzurca gülersem o da bana, tabiki “Kinder Sürpriz” yumurta vermese de ve de verdiği şey çoğu çocukta sürpriz etkisi yaratmasa da, küçük bir oyuncak araba idi. Bu oyuncak arabalar Recep amcada bolca olduğu için bakkal Recep amcaya aynı zamanda otomobilci Recep amca da derdim.

Biraz büyüyüp panayırlarda, annenin babanın elinden kurtulup karambol şekillerde insan içinde dolanmaya başladığım yıllarda Recep amcanın o kadar arabayı nasıl bulduğunu fark etmiştim. Yüzümü güldüren arabaları poşetle satıyorlardı ve muhtemel “kanserojen” dedikleri maddelerle sarılıydı oyuncaklar, çünkü oldukça ucuzdu. Fakat çocuktum ve de çocukluktan beri yolda yürüyen insanların yaşamanın kıymetini bilmeli, gülmeli inancıyla büyüdüğüm, içime böyle bir tohumu serpen güzel bir aileye sahip olduğum için, hayat; o anda yaşadığın kadardı ve gerçekten o oyuncakların hayatımın anlamlı yanlarıydı.

Ben küçüktüm hayat ve ben küçükken pamuk helvayı satan mavi gözlü, esmer tenli Çingene, ben büyüyünce de yüzünde çizgilerle ve gözlerindeki keskin mavilikle oradaydı. Belki memleketin dinmeyen rüzgarları onun üzerindeki bir çok paltoyu eskitti ama pamuk helvayı elime tutturuş şekli ve şen yüzü tıpa tıp eskisi gibiydi.

Ben küçüktüm hayat ve benim siyah ilkokul önlüğüm ben büyüyünce ihtiyacı olur diye başka küçük bedenlere oturdu. 7 yaşındaki çocuğun bünyesini gaza getiren ve adına “başarı” dedikleri kırmızı kurdeleyi de o yıllarda ağzımda emip, buruşturmuş ve tarihe karıştırmıştım. Bir gün ilkokul ya, anısı olsun diye, tebeşir tozunu fazlaca yutmuş olmalıyız ki; bünye cayır cayır, ateş tavan hastaneye gitmiş, sonra da “penisilin” tadını bünyeye katmış eve dönmüştüm ya, küçüktüm ve benim hayatım orada öylece kalmalıydı diye düşünürdüm.

Annem yanı başımda, yapabileceğin nazın hepsine katlanık durmuş, bir gram itiraz etmeden sevdiğin yiyeceklerle yanına gelir, bir eliyle elimi tutar bir eliyle ateşime bakar, bir eliyle de gönlümü okşardı. Evet, benim annem üç koldan, elden bana sarılırdı.

Ben küçüktüm hayat ve şu anda yaşadığım şehre ilk adımımı attığımda annem hastaydı. Annemdeki, yüz binlerin hesaba dahil olduğu nadir hastalık nedeniyle, milyonların ev sahipliğini yaptığı bu şehirde hastaydı. Kiminin yavuklusuna kovuşmak için can attığı yollarda, ben otobüsün camından uzaklara bakar, felaketlerden uzak yaşamak için tanrıya dua ederdim. Çünkü ben küçüktüm ve küçüklerin duası her daim kabul görürdü tanrı katında. Sahi adalet değildi bu ya, neyse…

Ben küçüktüm hayat ve sana bu mısraları yazarken, aslında hayatım içindeki bir güzellikte göründü gözüme. Kalbimden çıkıp gözüme yanaştı, sıcacık ısıttı yüreğimi ve yalnızların şehrinde yamacımda sıcaklığını hissettiğim, kokusunu benliğime kattığım güzel bir kadın çıktı karşıma. Annem değildi ama ben küçüktüm bir zamanlar ve bu sıcaklık ve sevgi, bedenimi ısıtan sobanın sıcaklığından bir fazla, yeri dolmayacak sevgileri anlatırcasına da anlamlıydı benim için. Kalbimin önemli odalarından birinde bu sevgi yaşamaktaydı.

Ben küçüktüm hayat. Ve sonra büyüdüm, ee ne oldu? Onu da başka zaman yazarım…


Yorumsuz kalmış! Sayenizde...

TrackBack URI

Trajikomik detay...
Güzelim Türkçemizin dil kurallarıyla ilişiğini kesmiş, "selam,merhaba,nasılsın" gibi kelimeleri kurarken "SMS" kalıplarına,kısırlığına kapılarak kendini "slm,mrb,nslsın" şeklinde ifade etmiş, IP adresi'nin kaydını tuttuğum halde sanal alemin verdigi "Beni nereden bulacak? - ki bulunuyorsun merak etme! -" rahatlığından bizim Özer'e küfür,hakaret etme gazına erişmiş, bu gazı bünyede dolandırırken bunu bile adam gibi yapamamış her bireyin yorumları özür dilenerek büyük bir keyifle silinir... Yorumların hepsini yeni bir mektupla buluşmuş gibi keyiflice okurum... Belki de "Trajikomik detay"da ki en olumlu sözüm de bu olmuştur...

*

*