Bir Çift Gözyaşına Katık Yaşamak

Uzanıp tenine dokundu. Elindeki bozuk, kesilmiş bir resmin üzerine parmağını getirerek ve kim bilir neler düşünerek, dalarak yaptı dokunuşlarını. Uzandı ve tenine dokundu. Gözlerinden aynı anda süzülen iki damla, amaçsız kesilen fotoğrafın üstüne düştü. Düşüşleri imdat dercesine ve özveriliydi yüzünden ayrılırken. Sanki dökülen damlalar yüzde gezinirken, bütün anıları da yüzün saklanan yerlerinden alarak akıtıyordu fotoğrafa ve fotoğraf daha bir derinleşiyor, daha bir anlamlanıyordu o anda.

Belli ki düşündüğü uzaktaydı, amaçsızca kesilen bir fotoğraf karesi günün en baharatlı anı öğlen vaktinde, elindeki kumandaya sıkı sıkıya sarılan çocuklar gibi kesintisiz izlettiriyordu kendini… Bir soğukluk esti birdenbire. Sabahında açık unuttuğu pencereden esen bir öğle rüzgarı, ıslanan yanaklarını üşüttü önce, sonra da gözleri kurumaya başladı. Kuruyuşlar insanın ömründeki bitişlerdi ve bu seferki kuruma, nemin en dolu olduğu zamanda ağlarken hissedilmişti. Ağlarken en saf duyguydu içtenlik, yaşadığı kuraklık hissi de bu içtenliğe katık battı yüreğine.

Uzandı bir bardak su almaya çalıştı. Elinde biçimsizce kesilmiş bir fotoğraf karesi, üzerinde sarı saçlı, kırmızı gözlü bir kız, gülümsemeye çalışırcasına çekilen bir fotoğrafın üzerinde yer alan o garip bakışlı adam ve yüzünün yarısı kaybolmuş bir çocuk yer alıyordu. Çerçevesinde geniş bir ailenin yer edindiği o naif fotoğraf, anıların canlanmış olacağı belli belirsiz karelerle komşu misali, uzanıyordu orada tam yanında. Tek yapabileceği ağrılı alanı kesmek olan bir doktor gibi usulca iliştirdi elini, parçalanmış, göz yaşından dolayı buruşmuş fotoğraf karesine. Kare denilen dört kenarlı matematiksel kesimin aksine bu fotoğraf daha öncede bir çok kez ele gelmiş, yine herhangi bir günün herhangi bir saatinde buruşturulup, göz yaşına katık bakılmış, içe çekilen derin nefes alımlarına neden olmuş, bazen de üç beş kadeh şaraba katık gitmişti. Yine eli gidiyordu usulca ve yine kestiği o sarı saçlı, kırmızı gözlü kız değil; onun hemen yanında duran garip tebessümlü adamın bir parçası oluyordu. Hayallerde bile yerini o kızın yanına koyamayan sünepe bir adamın mücadelesi oluyordu bu. Kesmeli miydi? Yoksa kesmemeli? Kestiremedi bu sorunun cevabını ve elindeki kareyi çeken fotoğraf makinesini eline alıp duvara çarptı kızgın bir şekilde. Damarlarında kızgınlığın ifadesi akan o deli kan, yüzüne doğru yürüyor zaman geçtikçe yüzünü daha bir kızartmaya başlamıştı. Derken soğuk bir hissiyatından belinden koluna gittiğini hissetti. Sol kolu uyuşmaya ve gözlerine karıncalaşma girmeye başladı. Bu karıncalaşmanın akabininde belli bir süre sonra dımağına oturan o koca yumruk nefes almasını kesti. Göğsüne ağrı saplanan o naif adam, artık eline makas alamayacak, kendini o karede kesemeyecekti. Çünkü onun bu Dünya ile ilişiği kesildi. Kesildi ya, o an o son karede yüzü fotoğrafa dönük kaldı. Uzanıp son kez ona baktı. Son kezliğin vermiş olduğu duygu tam olarak, biçimsiz bir özlem ve baktıkça yüze dolan sebepsiz bir gülümseme oldu.

Kimse acımadı ona. Onun hayatına. Kaldı ki evine gelen en yakınından uzağına kadar akrabaları bile iç çekmediler ona. Zamansız gitmedi diye düşündüler. Hani derler ya, geminin kalkma vakti geldiyse gideniyle beraber uzaklaşır bacasından gövdesine kadar. Tam da öyle oldu. Adamın aşkı önce bacayı sardı, sonra da gövdeye vurdu ve hüzünbaz olduğu bilinen bir ağrıyla bu denizlerden başka denizlere doğru seyir aldı. Yol uzadıkça kayboldu ufuktan ve ufuk dediğin neydi ki, üç beş gemi ve suyla dolu manzara, olarak kayıt edildi.

Lise yıllarından kalan bir yazıyı sanal aleme taşımak, biraz düzenleyip, serpiştirmek tuhaf bir his bıraktı bende. Yıllar geçmişte o dönemki yazılarımın büyük bir bölümü ergenliğe katık şekilde feci bitmiş. Bitişler bir mutluluğa bağlanmış ama dile gelmemiş, başlangıçlarda hunharca ve aniden başlamış, hakkaten deliymiş kan ve fışkırırcasına damarlarımda dolanmış.


Yorumsuz kalmış! Sayenizde...

TrackBack URI

Trajikomik detay...
Güzelim Türkçemizin dil kurallarıyla ilişiğini kesmiş, "selam,merhaba,nasılsın" gibi kelimeleri kurarken "SMS" kalıplarına,kısırlığına kapılarak kendini "slm,mrb,nslsın" şeklinde ifade etmiş, IP adresi'nin kaydını tuttuğum halde sanal alemin verdigi "Beni nereden bulacak? - ki bulunuyorsun merak etme! -" rahatlığından bizim Özer'e küfür,hakaret etme gazına erişmiş, bu gazı bünyede dolandırırken bunu bile adam gibi yapamamış her bireyin yorumları özür dilenerek büyük bir keyifle silinir... Yorumların hepsini yeni bir mektupla buluşmuş gibi keyiflice okurum... Belki de "Trajikomik detay"da ki en olumlu sözüm de bu olmuştur...

*

*