Büyük Hayallerini Besleyen Küçük Kahramanlar


Hayalleri inşa etmek, kimine göre kanlı; kimine göre de pervari bir durum. Nihayetinde olan ile olmayan arasındaki ince ipten geçmek gerek ve bir şeyler üretmek. Hal böyle olunca çoğu dil tutulmakta, çoğu çalışan beyin durmakta, ilham adı verilen kelimenin arkasına saklanmakta, çoğu da 10 aylık bebeğe gebe gibi bir çok şeye geç kalmakta.

Hayatta hep hayalperest olan umutlu arkadaşlar ve tabiki tek kahraman ben, bizi tüketen zaman ve kimi zamanda, zamanında tükettiği insanlar. Uzun değil yaşadığımız hayat, ve her kim çıkardıysa halt ettiğimiz, keşkesiz olmayan bir hayat tümü dünyevi ortamda yaşadıklarımız. Hep bir istek, yeni bir şeye, yeni olan şeye ümit edişlere, keşifleri bile kendimiz bulunca, teorileri kendimiz ispatlayınca sevinmelere… Her şeye zaman az yetmekte, sanki kazanan oymuş gibi biz de hep bir ağızdan zamanı piç etmekteyiz. Belki zamanda bizi tükettiği için pişman, belki insanlık için önemli olan ve kimin önemli yaptığı o muhteşem insanları, harap ettiği için zaman baba da pişman ve belki de onunda keşkeleri var. Keşke akrep atmasa, yelkovan onu kovalamasa; keşke çöldeki kum taneleri gibi eksilen hayatlarımız, ansızın bitip tükenmese bu hayatta. Hem ne bırakacağız ki şu namuslu doğan ama namussuz olan Dünya’ya. Adını para koydukları kağıt parçaları mı? Şahitlerin tanık olduğu kaç yıl hatırlanabilecek anılar mı? Yüzdeki tebessümlerle çekilen fotoğraflar ve namussuz kamerayı görünce ne yapacağını bilmeden ortam dışı konuşan, garip davranışların sergilendiği kayıtlar mı? Kaç tanesi kalacak ve de kime? Uzun bir süreçte hazırladığın o namuslu projelerin var ya, onlar gidecek, kaybolup unutulacak, belki de namussuz adamların eline geçip kötü yollar namına kullanılacak. Einstein atom bombasının önemli noktalarına parmak bastı da ne oldu? Adamın arkasından milyon çalışma yapılıp, herifin yaptığı prototipler geliştirilerek meteorlara saldırır olduk, tıpkı birbirimize saldırdığımız gibi. Galiba biz insanoğlu olarak, nerede açık yakaladık, nerede akıllılık ettiğimiz noktalar bulduk, oralara tam anlamıyla parmak bastık, kafa uzattık, burun soktuk. Nihayetinde kaybedenler olarak “loser” köşemizde bu dünyeviyattan uzaklaştık.

Ne güzel demiş şair;

Ah demiş, Leyla.
Leyla olduk mu?
Yoksa o leyla, başka Leyla,
ve bende başka ben şu yalancı Dünya’da.


Yorumsuz kalmış! Sayenizde...

TrackBack URI

Trajikomik detay...
Güzelim Türkçemizin dil kurallarıyla ilişiğini kesmiş, "selam,merhaba,nasılsın" gibi kelimeleri kurarken "SMS" kalıplarına,kısırlığına kapılarak kendini "slm,mrb,nslsın" şeklinde ifade etmiş, IP adresi'nin kaydını tuttuğum halde sanal alemin verdigi "Beni nereden bulacak? - ki bulunuyorsun merak etme! -" rahatlığından bizim Özer'e küfür,hakaret etme gazına erişmiş, bu gazı bünyede dolandırırken bunu bile adam gibi yapamamış her bireyin yorumları özür dilenerek büyük bir keyifle silinir... Yorumların hepsini yeni bir mektupla buluşmuş gibi keyiflice okurum... Belki de "Trajikomik detay"da ki en olumlu sözüm de bu olmuştur...

*

*