11
Mayıs
2008

Bir nefesine, o anda aklına gelebilcek herşeyi feda edenlerden misin? Çok mu hızlı bir giriş yaptım acaba?… Açıkcası benim sorum buydu, hani şu merak ettiğimiz şeylerin kimi zaman çözüme oluşmamış soruları çıkar ya karşımıza, ve biz unutmayız, ara ara tekrardan çıkar ve biz “ah ulan yine mi sen?” mizacını takınırız yüzümüze, işte böyle bir durum… Evet, lafı da çok uzatmadan, bolca sesli düşünerek sordum bu soruyu…
Okumaya devam »
Özer'in Sepeti içinde yayımdadır. |
21
Mart
2008

Yazılarım aslında çok da net şeyler değildir. Kim bilebilir ki? Bir yazıyı yazarken aslında arka tarafta onlarca yazı yazdığımı ve bazen hepsini de bir yazının içine kattığımı… Yazıların da benim için masallar gibi böyle bir güzelliği var işte… Ne kadar yazarsan yaz, bir masal, hikaye ya da yeni yapma bir puzzle’nin içinde kaybolabiliyorsun. Olaki kaybolduğunda ve içinden çıkmaz bir hal aldığında, yaratıcılığını öne çıkarıp başlıyorsun, yazının kaçış-bitiş noktalarını aramaya… Aslında kolay bir iş değil. Ki ömrünüzü yazılarla beraber kağıtlara ya da şöyle diyelim, ömrünüzü bir yazı tahtasına yazmak, yer yer sığdırmak, acaba şuralarını silsem ve şunu eklesem, tata.. Buldum, buraya bu iyi gitti iyiki varsın “bu”, vb. heyecanlara kapılmak zor, ama çok da eğlenceli
Okumaya devam »
Özer'in Sepeti içinde yayımdadır. |
11
Mart
2008

Olaki Mart ayının başındaysanız ve böyle bir başlıkla bu yazıya giriş yapmaya çalışıyorsanız, durumunuz “vahim” demektir… Vahim ki ne vahim… Bu yazı “vahim“liklere kurban gidip “tüüü… Boyu devrilesiceler“le birlikte, giriş-gelişme-sonuç üçlemesine takılmadan çok da uzatılmadan, bitmiştir…
Bir yazının garip ama bir o kadar da hazin sonu!..
Özer'in Sepeti içinde yayımdadır. |