27
Ocak
2008

“Garip bir yerleşke şu Dünya, ne ucu belli ne de bucağını göreni, e bizde yeteri kadar sanallığı cekmişken “facebook” bünyesinde, bir tutam belki de son kalan o güzel insanlari, dostlarımızı, arkadaşlarımızı, derdimizi sansürsüz anlattıklarımızı,
UNUTMAYALIM dedik, bilmem iyi mi ettik?… Ama dedik.
Tatata…
Karşınızda her yerde dillendirmediğimiz bizce “Kuzu, Zuzu, Kuzucum vb.” samimiyetindeki çevremize, yani özel olan tarafa gönderesiniz diye yaptığım “Kuzummm, ya da Zuzum, KuzuCUM veya her neyse işte…” dedim şu saatler “facebook”çayırlarına sürdüm.
Okumaya devam »
Özer'in Sepeti içinde yayımdadır. |
17
Ocak
2008

Her gün, bir sonraki gün neler olacak, teknoloji de neler gelişecek, neler neler faydamıza olacak ve bunları kimler bulacak, vb. diye merak ettiğiniz şeyler var mı? Ya da böyle mi yaşarsınız hayatınızı, her gün bir sonraki güne hazırlanarak?.. İsviçre‘nin Zürih kentinde yaşayan bir halkın yaptıkları beni her gün meraklandıracak, “Acaba ne yaptılar bugün?” sorusunu kendi kendime sormama teşvik eder… Bu kitle, öyle muazzam koşullarda çalışır, bulundukları kara parçası bakımından-İsviçre- kafalarına takmaları gereken konular arasına, bize göre, öyle tuhaf şeyleri koyarlar ki kimi zaman “Yuh artık!.. Bu bilim adamlarına hangi yönden esmiş abi!.. Ciddi ciddi araştırmışlar mı!.. Araştırırlar tabi orası İsviçre… vb…” laflar ardı ardına ağzımdan dökülüveririr… Yaşam koşullarının fazlaca iyi-çağdaş anlamında- olduğu yerlerde, gidip görmek yine de tatmak gerek amma velakin, bu ”kafaya takma” sendromu, bilimsel adını şuanda yazmam bilmeyenler için çok ağır olabilir, yine var yine var
Çok dağıtmadan konuya tekrardan dalarsam… Zürih Üniversitesi’nin bilim adına yaptıklarının çok da fazlaca olduğunu dikkatlice dillendirmek isterim…
Okumaya devam »
Özer'in Sepeti içinde yayımdadır. |
16
Ocak
2008
Neydi büyümek?.. Şu sıralar, oltasına düştüğüm eski bir evin içinde, bir zamanlar yapamadığım o şeyi bu defa bir kereye mahsus ta olsa başarmak için çalışıyorum… Bir kereye mahsus… Aynı çocukluğum, gençliğim-şu halim- ve yaşlılığım-gelecekteki halim- gibi… Bir kereye mahsus… Hayat, ozamanlar havaalanı olmayan bir şehirde benim pilot olup kontrol kulesinden izin almadan kollarımı açabildiğince açarak, “Seni bu kadar çoooookkkkk seviyorum!!!” duruşuyla, yolcusuz havalandığımı sandığım dönemlerde dahi bana bir şeyler vermişti, adı ”Çocukluk“… O dönemler doyasıya yaşamak ve onu korumaya çalışmadan kendi halinde bırakmak şarttı… Ee… Büyüdükçe omuzlardaki yükün artacağını ve bir 30 yıl-max.- sonrada bu yüklenmeden dolayı kambur bir şekillenmeye uğramış bedenimle, zorlaşmış, yozlaşmış bir Dünya’da yaşayağımı o dönemlerde nerden bilebilir,kimden duyunca dikkate alabilirdim ki?..
Okumaya devam »
Özer'in Sepeti içinde yayımdadır. |