Çok Garip Günlük-1

Gelecekten kaygın varsa, aynadan uzak dur!” diyen tuhaf bir bayanın pürüzsüz tenine baktım bir koca gün. Ağız hareketleri ve ağızdan çıkan kelimelere uygun hareket etmeye çalışan küçük bir burnu vardı bayanın. Sonrasında da dolu dolu bakan gözler ve ince şerit çekilmiş düzenli kaşlar gözüme ilişti… Saçlar mı? Saçlar umurumda değildi. Gerçekten gelecekte o saçların ne hale geleceğinden bihaber derin derin baktık birbirimize… Lafı gediğe oturtanlar, gediğin etki-tepki prensibinden bir haber olurlarsa gelecek anlamsız olurdu, bunu ikimiz de dile getirdik. Ayna mı? Aynanın odak uzaklığı seni sonsuzda gösterirken, ayaklarının yere bastığı Dünya‘nın, evren denilen sonsuzluk hüznesinde öylece durduğundan tereddüt ettik. Bu tereddüdün getirisi olarak kimse kimsenin ayaklarını yerden kesemezken, inanılası güç durumları da yukarıya havale edip yaşamaya tercih edenlere güldük. Kısa günün karı olarak yanda gelen, evde özveriyle hazırlanmış fındık ezmeli ekmek ortadan ikiye bölündü ve biz paylaşımı konuştuk. Dile gelen yanları ağızda, her bir kelime un eleğinden geçirilip havalı şekilde çıkınca, bizde kalanları un fabrikasında diyerek; el işaretleriyle, beden diliyle ortaya sürdük. Paylaştık.

Sonrasında birbirini tanımayan iki insanın tuhaf günlüğe yazılası sözler söyledik. Bu söyleyiş “bir kelime sen söyle, ikinci kelimeyi de ben” şeklinde ilerlerken fark etmeden de cümleler kurmaya başladık. Uzattık o anı. Hani evren dedik, uzaya sonsuzluk dedik ve ayaklarımız yere basıyoruz diye böbürlendik. İşte o an geldi, biz o atmosfere yalanarak zamandan bahsetmemeyi istedik. Tuhaf bir isteğin ağızdan çıkmayan haliydi bakışlar ve gözler süzülerek saate ilişince bunu fark edip muzurca gülümsedik. Hayat etrafımızda olup, bitenleri; yok olup, var olanlarıyla beraber yanı başımızda süzülürken, bizler kapı mandalı olduk. Arada bir yağladık birbirimizi. “Sizde de mi öyleler, hadi canım…” gariplikleri sevimlice türettik sonra. Acayip bir kapı ve onun mandalları olarak, dış dünyaya kapadık kendimizi. İçten gelir ya her şey dedik. Oturduk ve bir nikotin bağımlısı olan çift gibi birbirimize sigara uzattık ve bu davetkar uzatışı yaparken, acaba içmiyor mu, tedirginliğine düşmedik. Sigaranın dumanına baktık. Dumanın arkasında birbirine bakan iki göz ve birbirlerini fark edince açılan iki kaş görüntü diğer bir fotoğrafta asılı kaldı öylece ve biz o fotoğrafta kalmak istedik. Keşke her şey bir kamera şakası olsaydı ve keşke bu kameranın şaka kısmında değil, kayıt ediyor olan kamera kısmında öylece kalsaydık, birbirimize baksaydık. Keşkesiz bir hayatta yan yana dursaydık.

Zaman geçti… Uzun uzadıya giden hayatın garip sesleri türetildi sonra… AloSes geliyor mu? Duyamıyorum da… Aloo… Çekmiyor galiba…


Yorumsuz kalmış! Sayenizde...

TrackBack URI

Trajikomik detay...
Güzelim Türkçemizin dil kurallarıyla ilişiğini kesmiş, "selam,merhaba,nasılsın" gibi kelimeleri kurarken "SMS" kalıplarına,kısırlığına kapılarak kendini "slm,mrb,nslsın" şeklinde ifade etmiş, IP adresi'nin kaydını tuttuğum halde sanal alemin verdigi "Beni nereden bulacak? - ki bulunuyorsun merak etme! -" rahatlığından bizim Özer'e küfür,hakaret etme gazına erişmiş, bu gazı bünyede dolandırırken bunu bile adam gibi yapamamış her bireyin yorumları özür dilenerek büyük bir keyifle silinir... Yorumların hepsini yeni bir mektupla buluşmuş gibi keyiflice okurum... Belki de "Trajikomik detay"da ki en olumlu sözüm de bu olmuştur...

*

*