Eski Bayramlara Çağrışımlar

eski bayramlara çağrışımlar

Eski bayramlardaki gibi araba yolculukları ve sonrasında öpülen, kimisi tanıdık kimisiyle ilk kez karşılaşılan eller. Yıllar önce, el kadar iken, özlenilmeyecek anılar ve görüntüler, yıllar sonra bir ayna karşısında oturup kendine bakarak, yüzündeki her bir çizgi ve belirtinin anılarıyla beraber akla gelince, eski bayramların çağrışımlarını da düşünmeden edemiyor insan. Sahi düşünür mü insan? Ne zamanlarını düşünür?

Şimdiki araba yolculukları manidarlıktan öte ebeveynlerin, çok kişi trafikte dikkatli sürmek gerek, zamanında olamayacağız, gibi sıkıntılarıyla dertli geçiyor sanki, belki büyüyünce adama öyle geliyor, velet boyutta olsam belki de küllem iplemeyeceğim bu durum şimdi çağrışımlarla geliyor. Bir başka ebeveyn sıkıntısı da, bayramda önce size mi bize mi gideceğiz, oluyor? Kime gidersen git, sonuç değişmese de öncelikli olarak gidilen taraf her daim diğer taraftan bir adım öndeymiş gibi de görünebiliyor, ne kadar da tuhaf şeylere takılıyoruz, galiba çok boş zamanımız var diye düşünüyor insan. Sahi düşünür mü insan?

İttir kaktır geçirilen zamanlarda, kazanılan üç kuruş para ile çocukların yüzünü güldürmek için sıkı bir pazarlıkla ama satan kişinin de hakkını yemeden alınan elbiseler, temiz kıyafetler şimdi de çağrışım yapan. Genç erkek ise oğlan büyümüş, delikanlı olmuş; genç kız ise de kızda pek güzel, evlilik zamanı gelmiş gibi yorumların el öpmelere ek olarak sürüldüğü yıllar. Sahi o zamanlarda 14-15 yaşındaki kızlara ve erkeklere ne kadar çok evlilikle ilgili sublingual çağrışım yapılıyormuş, kendi çocukluğuma ek bazen okuduğum eski yazım tarzlı kitaplarda da bunlara rastlıyorum. Bu kötü bir şey değil. İnsanlar çocuklarını her şeye hazırladıkları gibi, genç yaşlardan itibaren evliliğe de hazırlıyorlar, şimdilerde ne oluyor sanıyorsunuz, bu görüntüler eski yerlerde, küçük şehirlerde yine devam ediyor ama büyük şehirlere ne demeli? Tek arkadaşın sensin, moduyla hiç kimseye de güvenerek ilgi duyamadan geçiyor zaman, evdekilerde uzaksa hele, o zaman bu hazırlık iş, güç ile beraber iyiden iyiye olmuyor, yemiyor yani, sonra insanlar hazırlanmadan gömülüyorlar evlilik denilen hayata, gömülmek dediğim yapamıyorlar, ah keşke yapsalar, ama çocuk değil, yuvalarını önce yapsalar diye düşünüyor insan. Sahi düşünür mü insan?

Bayram sabahı uyanılır da erkenden, büyüklere katık köy meydanına yakın o büyük camide bayram namazına durulur, namaz sonrası da en büyükten küçüğe sıralanan grubun elleri öpülür, bir kese gülücük atılır, küçüksen cebine köyün böyük adamları iki üç bir şeyler koyar, sende ömrü hayatında gün görmemiş bir çocuğun günü görmesi gibi sevinirsin, sonrasında evde hazırlanan o enfes kahvaltıyı tüketirsin, hep bir telaşe vardır bayram sabahlarında, geliyorlar, bizde onlara gidelim niraları ve kahvaltı sonrası giyilen temiz ayakkabılarla, kıyafetlerle diğer evlere gidersin, kavgalı bile olsan gidersin o gün ve de çok güzel olur, genelde kavgayı evin adamları yaşadığı için ev ahalisinden diğer geri kalanlar olayın dinmesi için oldukça içten ve sıcak olurlar, senin surat asıklığında o içtenlikte karışır gider geçmiş zamana ve tekrar yüzler güler. Kahveler, çaylar, ev baklavaları höpletilir midelere. O da yetmezmiş gibi her evde yediğin şeker mamülü ürünler nedeniyle mide şişer, gözler kapanır, bir uyuşukluk çöker insan üzerine. Sabahki canlılık ve telaşe, öğlenin ilk saatlerinde uykuya dönüşür, yorgunluk yapar baklavalar. Tam o sırada, biri çıkar der ki: “haydi kızım, oğlum, amcana göster nasıl dans ettiğini? Okulda öğrendiğiniz o şarkıyı söyle?” ve benzeri cümleler içtenlikle çıkar ağızdan, evin küçükleri de kimi zaman utanır, kimi zamanda şov yaparlar oturdukça yer kalmamış, içtenlikle içi dolmuş o büyük salonun ortasında. Başka bir çocuk da daha önce öğrenmemiş olsa da yapar o çocuğun hareketlerini, aynısını taklit etmeye çalışır, alkış kopar o anda, bir alkış orjinal gösteriye, başka bir alkışta taklitçi ufaklığın o temiz kalbine. Uykulu gövdeler, şenlendikçe kahkaha atmaya başlar, şeker meker kalmaz o anda, uyku hali, yorgunluk geçer gider kapının önünden. Aile kalır içeride. Küçük şeylerle mutlu olmaya devam eden aile, umarım da mutlu olmaya devam eder o aile. Binalar arası bayramlaşma kenara, ağırlar arası, köyler arası bayramlaşma daha lezizdir diye düşünüyor insan. Sahi düşünür mü insan?


2 Yorum sayenizde...

Nerelerdesin sen ufacık turşucuk özercik özlettin vallahi kendini nerelerdesin iletişim kuracak yolda bırakmadın ne mailde varsın ne facete neredesin sen ben kimim hatırlıyormusun bakalım hey gidi özer hey

1

Yılmaz tabi hatırlıyorum güzel insan, attım e-posta adresime iletişim yollarını, facebook falan yok, çok kişi varmış orada herkes birbirini beğeniyormuş, ben öyle herkesi beğenemem o yüzden yokum 🙂 neyse gerisim geri, hasret gidermek için ulaşırsın bana, kim bilir sen nerelerdesin de yazımı gördün de iliştin buraya, hey gidi Dünya, hey!

2

TrackBack URI

Trajikomik detay...
Güzelim Türkçemizin dil kurallarıyla ilişiğini kesmiş, "selam,merhaba,nasılsın" gibi kelimeleri kurarken "SMS" kalıplarına,kısırlığına kapılarak kendini "slm,mrb,nslsın" şeklinde ifade etmiş, IP adresi'nin kaydını tuttuğum halde sanal alemin verdigi "Beni nereden bulacak? - ki bulunuyorsun merak etme! -" rahatlığından bizim Özer'e küfür,hakaret etme gazına erişmiş, bu gazı bünyede dolandırırken bunu bile adam gibi yapamamış her bireyin yorumları özür dilenerek büyük bir keyifle silinir... Yorumların hepsini yeni bir mektupla buluşmuş gibi keyiflice okurum... Belki de "Trajikomik detay"da ki en olumlu sözüm de bu olmuştur...

*

*