Kağıttan Gemiler Yapmak
Özer'in Sepeti içinde yayımdadır. |Yolcusu, çalışanı, kaptanı olmayan, yanı başında izleyicisi, küçük,büyük ellerle inşaa edeni ve kendince asaleti olan o masum teknelere hissettiğim hazı anlatır bu yazı… Ve şöyle başlar… Bir zamanlar sizinle-kağıttan gemiler- ne uğraşmıştım be! Evet, önceleri sizi başkasının elinde görmüştüm ve başkasının elinde olan halinizde aynı kıvamda çok ve çok güzeldi, ama benim gemilerim kadar hala değil
Bu uğurda sizler için çok kağıt harcadım, yaparken de hiç bir masraftan kaçınmadım da “Mopak” kağıdın vurdum dibine, yeri geldi koca bir filo oldunuz-suyuna göre- yeri geldi ufak bir taş taşıdınız çapa niyetine gövdenizde ve en misafir perver halinizle… Tamam, belki saatlerce yüzemediniz olduğunuz yerde, sizi bekleyeniniz bir ben oldum, yolculuğunuza tek ben el sallamış, yine bir şekilde sizin gövdenizi ben ıslatmış olabilirim ama kızmayın bana… O dönemlerin eğlence kaynağıydınız ve ben ozamanlar tıpkı bügün ki gibi hayatım için kendime göre bir şeyleri denerken, size de o hissi hissettirdim, “Acaba gövdesi ıslanırsa ne olur? Acaba şu taşı koysam çeker mi? Ve acaba yelkenli dedikleri de olabilir mi bu gemi?” gibi türünden sorular bu yüzden türettim ve bu soruların cevaplarını hep sizin üzerinizde yine ben denedim… Umarım beni “öteki” dedikleri “Dünya“da yemekte tabağımda kalan o son pirinç taneleri gibi kovalamaz, “fasülye” gibi bir köşeye sıkıştırıp gazsal bir baskı yapmaz, “brokoli” gibi süpürge tipli saçlarınızla beni koşturarak yormazsınız… Üfff… Çocuk olmak, bazen öyle kalmak, kimi zamanda onları kıskanmak, NE ZORMUŞ



