Arafta Kalan Bir Kar Tanesi Eriyor

Lodos yelinin hınzır sesleriyle gözünü açtığın yerkürede, ağlıcaklı bir kar tanesisin sen. Tane olman, deste ve düzine bütünlüğü açısında yerli olsa da senin tekilliğin bu çoğunlukta bile yalnızlık aslında. Her tuttuğun yer göçmekte ve her dayandığın omuz çürümekte bir nev-i ve yineden bir nev-i lodos yeliyle erimek ince ince.

Güneşsiz bir günün kar tanesisin sen. Soğuksun amma velakin bu soğukluk yalnızlığının soğukluğu ve bu soğukluk hayra alamet değil. Yanı başından geçen aracın üstünde biriken kar tanelerine inat, sen yerdesin. Ayaklar altındaya bir yakın, kanalizasyondan bir adım ötede. Şansın varsa ve erirsen, karışırsan denize o zaman belki bir umut, bir soğukluk ve sonradan tekrardan gökyüzü ve ötesinde kar tanesi Dünyayı kaplayan. Olursan en büyüğü, keyfin keyif.

Okumaya devam »



Sabah Sabah Jelibon

Uykumun olmadığı bir geceden, rahata düşkün bedenimi zorla kaldırıp bilgisayar başına oturuyorum. Bu oturuşum hayra alamet değilken, ilk etapta gözüme çarpan internet sitelerindeki bütün reklamlara, hatta reklamların reklamlarına da tıklayıp, olurda bir gün şu kıtaya reklam koyarsam önceki tıklamalarıma sayın tevekkülünü yapıyorum.

Etraf sessiz, yan odada Amerika’dan gelen genç bir türk ÅŸu vakte kadar bir gram Türkçe konuÅŸmadan, yalnızca Rap ÅŸarkılar söylüyor. Kanım soÄŸuk olsa da ve bir adet sürüngene benzesemde ÅŸarkılarına yavaşça alıştığımı fark ediyorum. Bu duruma Psikoloji’de, Antropoloji’de ve Felsefe’de sürü hareketlerine uygun anlamında bir kelime söyleyip durum ifade ediliyorsa da pek önemsememiÅŸ bedenimle yığılarak kara kuru sandalyeye oturuyorum.

Okumaya devam »



Kırmızı Mazda ve Sivrisinek Rıfkı

Kendi vızıltısına dayanamayıp başı aÄŸrıyan, aksak, burnu çengelli, üstünde bir kaç ince tüy olup bunları jöleyle yalatan sivrisinek Rıfkı o gün, hayatında görebileceÄŸi en kırmızı, en parlak ÅŸeye iÅŸtahla bakıyordu. Karşısında gördüğü ÅŸey bu zamana kadar içtiÄŸi o hafif koyu kırmızı ÅŸeyin, kanın, hafif açık tonuna sahip olup o güne kadar görmediÄŸi bir ÅŸeydi. Nesnenin içinde her daim beslendiÄŸi insan evlatlarından, jölesi olmayan, kel bir adam yer almakta, Rıfkı’da normal gününde bu adamı yemek için etrafında dört döneceÄŸine; karşısındaki kırmızı zenginliÄŸe gözü dönercesine bakmaktaydı.

Etrafında rakip takımın sivrisineklerinden hiç biri gözükmezken, Rıfkı; bir an önce gözünde kamaÅŸan nesneye doÄŸru hareket etti. Uzaklığı fazla deÄŸil, 150 kanat çırpışı ötede olan bu nesneyi tanımlamak için göz deÄŸil kulaÄŸa da ihtiyacı vardı; zira çıkardığı sesi yanına gidince aÄŸrıyan başını tetikleyen daha kuvvetli bir ses olarak iÅŸitti. Sesteki duru ve berraklık, nesneyi bir o kadar yumuÅŸak bir ÅŸeymiÅŸ gibi gösterirken, aynı anda çıkardığı yüksek öksürük sesine benzeyen ses toplulukları da Rıfkı’ya geri adım attırabilecek kuvvetteydi.

Okumaya devam »