
Uzanıp tenine dokundu. Elindeki bozuk, kesilmiş bir resmin üzerine parmağını getirerek ve kim bilir neler düşünerek, dalarak yaptı dokunuşlarını. Uzandı ve tenine dokundu. Gözlerinden aynı anda süzülen iki damla, amaçsız kesilen fotoğrafın üstüne düştü. Düşüşleri imdat dercesine ve özveriliydi yüzünden ayrılırken. Sanki dökülen damlalar yüzde gezinirken, bütün anıları da yüzün saklanan yerlerinden alarak akıtıyordu fotoğrafa ve fotoğraf daha bir derinleşiyor, daha bir anlamlanıyordu o anda.
Belli ki düşündüğü uzaktaydı, amaçsızca kesilen bir fotoÄŸraf karesi günün en baharatlı anı öğlen vaktinde, elindeki kumandaya sıkı sıkıya sarılan çocuklar gibi kesintisiz izlettiriyordu kendini… Bir soÄŸukluk esti birdenbire. Sabahında açık unuttuÄŸu pencereden esen bir öğle rüzgarı, ıslanan yanaklarını üşüttü önce, sonra da gözleri kurumaya baÅŸladı. KuruyuÅŸlar insanın ömründeki bitiÅŸlerdi ve bu seferki kuruma, nemin en dolu olduÄŸu zamanda aÄŸlarken hissedilmiÅŸti. AÄŸlarken en saf duyguydu içtenlik, yaÅŸadığı kuraklık hissi de bu içtenliÄŸe katık battı yüreÄŸine.


