
“Gelecekten kaygın varsa, aynadan uzak dur!” diyen tuhaf bir bayanın pürüzsüz tenine baktım bir koca gün. Ağız hareketleri ve ağızdan çıkan kelimelere uygun hareket etmeye çalışan küçük bir burnu vardı bayanın. Sonrasında da dolu dolu bakan gözler ve ince ÅŸerit çekilmiÅŸ düzenli kaÅŸlar gözüme iliÅŸti… Saçlar mı? Saçlar umurumda deÄŸildi. Gerçekten gelecekte o saçların ne hale geleceÄŸinden bihaber derin derin baktık birbirimize… Lafı gediÄŸe oturtanlar, gediÄŸin etki-tepki prensibinden bir haber olurlarsa gelecek anlamsız olurdu, bunu ikimiz de dile getirdik. Ayna mı? Aynanın odak uzaklığı seni sonsuzda gösterirken, ayaklarının yere bastığı Dünya‘nın, evren denilen sonsuzluk hüznesinde öylece durduÄŸundan tereddüt ettik. Bu tereddüdün getirisi olarak kimse kimsenin ayaklarını yerden kesemezken, inanılası güç durumları da yukarıya havale edip yaÅŸamaya tercih edenlere güldük. Kısa günün karı olarak yanda gelen, evde özveriyle hazırlanmış fındık ezmeli ekmek ortadan ikiye bölündü ve biz paylaşımı konuÅŸtuk. Dile gelen yanları ağızda, her bir kelime un eleÄŸinden geçirilip havalı ÅŸekilde çıkınca, bizde kalanları un fabrikasında diyerek; el iÅŸaretleriyle, beden diliyle ortaya sürdük. PaylaÅŸtık.


