Bu da başka bir yaratılış hikayesi


Uzandı boylu boyunca yatağa ve kulağını bütün parasını verdiği, yetmeyip ödemelerin bir kısmını taksite çevirerek yaptığı yatağına dayadı. Kalbini dinledi. Gecenin sessizliğinde dinlediği hayatın ta gerçek sesi iken hayatını gözlerinin önüne bir şeride bağlayarak getirdi. Uzak zamanlar önce doğmuştu O. Gençlik ve yaşlılık arasındaki orta yaş dönemlerindeydi ve yaşadığı hayattan ötürü gençliğinden çok uzakta, yaşlılığını ise düşünmeden yaşıyordu. Günü ve gecesi yalnızca işti onun için. İşten geriye kalan zamanlarda da hayatını devam ettirmek adına biraz yemek yiyordu, yemeğe katık da iki bardak su içiyordu. Bir yakın doktor arkadaşı demişti, üç öğün yemek yersen ve iki bardak su içersen senin gibi bir adam için çok iyi olur, diye. Bizimki de duruma hay hay deyip, yemeklerine katık su içiyordu.

Okumaya devam »



Bir Garip Gün Işığı, Odamın İçine Dolan

Rüzgarla açılan pencereden rüzgarın misafiri olarak geldi gün ışığı. Bir garipti. Var olduğumuz günden beri, yüzümüze çarpan güneşin bizi gülümsettiği gerçeği o gün, o sabah için geçerli değildi. Kalktım, pencereye uzanmak için bir adım attım. Adımımla beraber ayağıma değen soğuk taşlar ve üzerime doğru esen rüzgar içimde ürkütücü bir titremeye yol açınca duraksadım olduğum yerde. Ben güneşe bakıyordum, o da bana. Oysaki eskiden böyle olmazdı. Ben ona bakmak için ne zaman cesaretlensem, sanki benim ona bakacağımı bilip kendini biraz daha kızdırırdı güneş ve ben güneşe bakmanın dayanılmaz hafifliğine, bir güzele bakmanın içimde bıraktığı yanıklara benzetirdim. O sabah öyle bir yanık oluşmadı göğsümde. Halbuki göğsüm, benim yaşam kaynağım, bir anlık nefes alımlarında yaşamamı bana hatırlatırcasına küt küt atardı. Bende ona minnet edip, bazen elime aldığım stetoskop-bir tür dinleme cihazı- ile onu dinlerdim. Yani hayatı. Her atımında bana hayatta olduğumu şükretmemi söyleyen bir kalbim var benim. Bir kaç santim ötede duran kalbim adeta hayatın ellerimin arasında olacağını söyler gibi atıyor. Küt ediyor önce, gerisi gelecek mi diye bir merak kaplıyor insanı ve beklenen diğer ses, ikinci küt oluyor. Dinleyince öyle rahatlıyorum ki, başımı koyacak bir yerler bulmak istiyorum. Yaşadığım hayatı şerit halinde film makarasına çeviren şu kalbimi, açıp sunacak bir yere, başımı koyacak omuz istiyorum.

Okumaya devam »



Çok Garip Günlük-1

Gelecekten kaygın varsa, aynadan uzak dur!” diyen tuhaf bir bayanın pürüzsüz tenine baktım bir koca gün. Ağız hareketleri ve ağızdan çıkan kelimelere uygun hareket etmeye çalışan küçük bir burnu vardı bayanın. Sonrasında da dolu dolu bakan gözler ve ince ÅŸerit çekilmiÅŸ düzenli kaÅŸlar gözüme iliÅŸti… Saçlar mı? Saçlar umurumda deÄŸildi. Gerçekten gelecekte o saçların ne hale geleceÄŸinden bihaber derin derin baktık birbirimize… Lafı gediÄŸe oturtanlar, gediÄŸin etki-tepki prensibinden bir haber olurlarsa gelecek anlamsız olurdu, bunu ikimiz de dile getirdik. Ayna mı? Aynanın odak uzaklığı seni sonsuzda gösterirken, ayaklarının yere bastığı Dünya‘nın, evren denilen sonsuzluk hüznesinde öylece durduÄŸundan tereddüt ettik. Bu tereddüdün getirisi olarak kimse kimsenin ayaklarını yerden kesemezken, inanılası güç durumları da yukarıya havale edip yaÅŸamaya tercih edenlere güldük. Kısa günün karı olarak yanda gelen, evde özveriyle hazırlanmış fındık ezmeli ekmek ortadan ikiye bölündü ve biz paylaşımı konuÅŸtuk. Dile gelen yanları ağızda, her bir kelime un eleÄŸinden geçirilip havalı ÅŸekilde çıkınca, bizde kalanları un fabrikasında diyerek; el iÅŸaretleriyle, beden diliyle ortaya sürdük. PaylaÅŸtık.

Okumaya devam »