
Zamanın su kıvamında akıp geçtiğini sezdiğimden beri, kırmızı ışıklarda hiç durmadım ben. Daimi sarı ışıkta gidip kontrollü yaşadım ve yeşile çalan gözlerle baktım, dokundum sevdiğim ellere… Acınası buldum gerçekleri, acımasız olarak görmedim. Eğri oturup doğru söyledim; doğru söyledim diye dokuz köyden kovuldum… Şaşırıyorum, ucu ucadıya, ittire kaktıra gibi geçiyormuş geliyor bazen zaman ama damlaya damlaya göl olduğunu sonradan fark ediyorsun ve bazen de bu gitmişliğin üstünü örtmek uğruna diyorsun ki göl suyuyla ekmek mayalanmaz, ama mayalanıyor işte; hayatın mayalanıyor hem de unu, tuzu, emeği serpile serpile. Bazen fazlaca una bulanıyor ve çok sert oluyorsun; içine biraz tuz kattık mıydı tuzlanıyorsun; sıcak hallerinde çay ve beyaz peynir üçlemesinin müdavimi oluyorsun, tıpkı bir ekmek gibi, onun gibi güzel kokuyorsun.


