Atasözlerine Gömülü Hayatlar

Zamanın su kıvamında akıp geçtiğini sezdiğimden beri, kırmızı ışıklarda hiç durmadım ben. Daimi sarı ışıkta gidip kontrollü yaşadım ve yeşile çalan gözlerle baktım, dokundum sevdiğim ellere… Acınası buldum gerçekleri, acımasız olarak görmedim. Eğri oturup doğru söyledim; doğru söyledim diye dokuz köyden kovuldum… Şaşırıyorum, ucu ucadıya, ittire kaktıra gibi geçiyormuş geliyor bazen zaman ama damlaya damlaya göl olduğunu sonradan fark ediyorsun ve bazen de bu gitmişliğin üstünü örtmek uğruna diyorsun ki göl suyuyla ekmek mayalanmaz, ama mayalanıyor işte; hayatın mayalanıyor hem de unu, tuzu, emeği serpile serpile. Bazen fazlaca una bulanıyor ve çok sert oluyorsun; içine biraz tuz kattık mıydı tuzlanıyorsun; sıcak hallerinde çay ve beyaz peynir üçlemesinin müdavimi oluyorsun, tıpkı bir ekmek gibi, onun gibi güzel kokuyorsun.

Okumaya devam »



Acınası Gerçekler

Fazlasından yaşadığını hissettiğin günlerden birinde; etrafındaki en nice şeye-hayata- bakıp, kuş seslerini dinlemek ve cepte üç kuruş olmadığını bilip cılız ses tonuyla “hayat güzeldir!” demek. Ne çok isterdim bu hikayenin başı hollywood yapımı hikayeler gibi mutlu gülücüklerle; iki nokta yanına parantezi kapatmalarla başlasa, bitse ve de öyle gitse. Ne yazık ki, tarihin tekerrürden ibaret olduğu topraklarda, mutlu anları acılarımızı monte ederek duyumsuzlaşıyoruz.

Okumaya devam »



Artık Sana da Sayfalarca…

Dünya üstünde varlığını bildiğim ama bulamadığım şeylerden bahsedeyim… Senin için, sana yazdıklarımdan. Hayatlarından geçerken “biz” olmuş diğer kadınlara da yazdığım gibi, gün geldiğinde bir yerlerden senin için deyazılmış, altında tarihi; imzası yer edinmiş kağıtlar çıkacak. Ve ben onları şimdiden benim dahi bulamayacağım yerlere saklayacağım. Ben bulamayacağım. Bu filmin içindeki yaşlı adam rolündeki tiplememi uzaktan izleyip, sana olan cümlelerimi genç eller tutacak; güzel gözler süzüp okuyacak ve gün gelecek, seni sevişlerimi benden daha çok bilen  onlar da olacak.

Okumaya devam »