Zürih Üniversitesi Bilim Adamları

Zürihim yaban gülüm

Her gün, bir sonraki gün neler olacak, teknoloji de neler gelişecek, neler neler faydamıza olacak ve bunları kimler bulacak, vb. diye merak ettiğiniz şeyler var mı? Ya da böyle mi yaşarsınız hayatınızı, her gün bir sonraki güne hazırlanarak?.. İsviçre‘nin Zürih kentinde yaşayan bir halkın yaptıkları beni her gün meraklandıracak, “Acaba ne yaptılar bugün?” sorusunu kendi kendime sormama teşvik eder… Bu kitle, öyle muazzam koşullarda çalışır, bulundukları kara parçası bakımından-İsviçre- kafalarına takmaları gereken konular arasına, bize göre, öyle tuhaf şeyleri koyarlar ki kimi zaman “Yuh artık!.. Bu bilim adamlarına hangi yönden esmiş abi!.. Ciddi ciddi araştırmışlar mı!.. Araştırırlar tabi orası İsviçre… vb…” laflar ardı ardına ağzımdan dökülüveririr… Yaşam koşullarının fazlaca iyi-çağdaş anlamında- olduğu yerlerde, gidip görmek yine de tatmak gerek amma velakin, bu ”kafaya takma” sendromu, bilimsel adını şuanda yazmam bilmeyenler için çok ağır olabilir, yine var yine var :) Çok dağıtmadan konuya tekrardan dalarsam… Zürih Üniversitesi’nin bilim adına yaptıklarının çok da fazlaca olduğunu dikkatlice dillendirmek isterim…

Okumaya devam »



Büyüdük

büyüdükte büyüdük be 

Neydi büyümek?.. Şu sıralar, oltasına düştüğüm eski bir evin içinde, bir zamanlar yapamadığım o şeyi bu defa bir kereye mahsus ta olsa başarmak için çalışıyorum… Bir kereye mahsus… Aynı çocukluğum, gençliğim-şu halim- ve yaşlılığım-gelecekteki halim- gibi… Bir kereye mahsus… Hayat,  ozamanlar havaalanı olmayan bir şehirde benim pilot olup kontrol kulesinden izin almadan kollarımı açabildiğince açarak, “Seni bu kadar çoooookkkkk seviyorum!!!” duruşuyla, yolcusuz havalandığımı sandığım dönemlerde dahi bana bir şeyler vermişti, adı ”Çocukluk“… O dönemler doyasıya yaşamak ve onu korumaya çalışmadan kendi halinde bırakmak şarttı… Ee… Büyüdükçe omuzlardaki yükün artacağını ve bir 30 yıl-max.- sonrada bu yüklenmeden dolayı kambur bir şekillenmeye uğramış bedenimle, zorlaşmış, yozlaşmış bir Dünya’da yaşayağımı o dönemlerde nerden bilebilir,kimden duyunca dikkate alabilirdim ki?..

Okumaya devam »



Kağıttan Gemiler Yapmak

Kağıttan gemiler yapmak...Yolcusu, çalışanı, kaptanı olmayan, yanı başında izleyicisi, küçük,büyük ellerle inşaa edeni ve kendince asaleti olan o masum teknelere hissettiğim hazı anlatır bu yazı… Ve şöyle başlar… Bir zamanlar sizinle-kağıttan gemiler- ne uğraşmıştım be! Evet, önceleri sizi başkasının elinde görmüştüm ve başkasının elinde olan halinizde aynı kıvamda çok ve çok güzeldi, ama benim gemilerim kadar hala değil :) Bu uğurda sizler için çok kağıt harcadım, yaparken de hiç bir masraftan kaçınmadım da “Mopak” kağıdın vurdum dibine, yeri geldi koca bir filo oldunuz-suyuna göre- yeri geldi ufak bir taş taşıdınız çapa niyetine gövdenizde ve en misafir perver halinizle… Tamam, belki saatlerce yüzemediniz olduğunuz yerde, sizi bekleyeniniz bir ben oldum, yolculuğunuza tek ben el sallamış, yine bir şekilde sizin gövdenizi ben ıslatmış olabilirim ama kızmayın bana… O dönemlerin eğlence kaynağıydınız ve ben ozamanlar tıpkı bügün ki gibi hayatım için kendime göre bir şeyleri denerken, size de o hissi hissettirdim, “Acaba gövdesi ıslanırsa ne olur? Acaba şu taşı koysam çeker mi? Ve acaba yelkenli dedikleri de olabilir mi bu gemi?” gibi türünden sorular bu yüzden türettim ve bu soruların cevaplarını hep sizin üzerinizde yine ben denedim… Umarım beni “öteki” dedikleri “Dünya“da yemekte tabağımda kalan o son pirinç taneleri gibi kovalamaz, “fasülye” gibi bir köşeye sıkıştırıp gazsal bir baskı yapmaz, “brokoli” gibi süpürge tipli saçlarınızla beni koşturarak yormazsınız… Üfff… Çocuk olmak, bazen öyle kalmak, kimi zamanda onları kıskanmak, NE ZORMUŞ :)

Okumaya devam »