Palyaçoların ağladığını gördünüz mü? Ya da…

bendeniz..Palyaçoların ağladığını gördünüz mü? Ya da ömrünüzde hiç palyaço gördünüz mü?

Haklarında birşey bilmeyen ya da “bilemeyen”, insanlar için masal kıvamında anlatıyorum.

Kimsenin tam olarak anlamadığı ve hatta “palyaço” kavramıyla hiç karşılaşmamış insanların arasında yaşar, “palyaço”lar. Her daim yalnız, bir o kadar da toplu dururlar(kalabalıklar içinde). Bünyelerin ne düşündüğünü bilmeden ,kimi zaman işi,kimi zaman aşı,kimi zaman sevdası olan, varsa kartviziti kesinlikle balonlarla süslü meslekleriyle uğraşırlar. İyi de yaparlar… Ve Çocuklardaki gülüşün kıymetliliğini bilen tek meslek grubudur palyaçoculuk.

Peki,niye çocuklar gelince akla gelir onlar? Hiç düşündünüz mü? Yoksa “Niye düşüneyim,zaman kaybı!”diyip hiç düşünmeden kestirip attınız ve zamanınızı yine her zamanki gibi boş boş geçirdiniz mi? Bir söyleyin bakalım bana… Bu konuda birazcık araştırma yaptım.Ve okuduklarımdan da kendime göre şöyle bir hikaye çıkardım. Yine masal kıvamında ;)

Etrafı sarp kayalıklarla çevrili,nüfus sayımı belli başlı grafiklere sahip, buğdayı,tahılı,yemeği,insanı,evleri, vb… Kendisine kadar yeten bir ülkede zengin ama çok da fakir bir kral yaşarmış. Zenginliği,altınları. Fakirliği ise mutsuzluğu olan bu kral, sarayında gününü ellerini şaplatarak gelen üzüm tabakları ve bolca da dansöz eşliğinde geçirirmiş. Diyeceğiniz şudur ki: “Elleri çırpınca gelen üzüm tabağı ve dansözlerle mutsuz olunur mu hiç?”
Cevap,”Tabiki mutsuz olunur. Belki size uzak bir durum, hatta banada. Yazarken kendi fantazimi kattığım ama bir türlü tadamadığım garip bir durum. Ama oluyor işte. Dünyanın bir dengesi. Mutlu olduğunuz bir gün,bir o kadarda üzgün olmalısınız,ki ertesi gün sizi üzücek bir haber sizle karşılaşmasın!!!”
Neyse pek dağıtmadan yazmaya devam edeyim. Mutsuz kral,bir gün sarayın da yine oyunlarla eğlenmeye çalışırken sarp kayalıkları aşan ve ülkenin ilk defa misafiri olucak bir yabancının haberini alır. Tez söyler askerlerine,onu getirsinler diye.Yabancı da askerleri görünce “her ülkede başıma geliyor zaten böyle şeyler!” diyerek,ama umarsız, askerlerin teklifini kabul ederde gelir saraya. Kral cok heyecanlıdır. Neredeyse canı ciğeri olmuş ülkesine gelen davetsiz bir misafir olarak tanımlar yabancıyı ve ona göre davranır. O gün sarayda,ki herşeyin tozu iki kere alınır,yemekler iki kere tadılır ve yapılır,dansözler ,cariyeler iki kere kendilerine bakım yaptırır vs. Ve zaman gelir ,büyük bir gürültüyle saray bandosu eşliğinde sarayın kapıları yabancıya açılır. Vezirler ve ülkenin yaşlı heyeti ,bilgeliklerine ve yaşlılıklarına aldırmadan ayağa kalkıp selamda beklerler yabancıyı, kral da tabi büyük gizemli tüllerin arkasında ,huzuruna gelicek palyaçoyu beklemeye koyulur. Askerler kılıçlarını havaya kaldırıp,kılıçtan kuleler arasındaki yabancıya yolu gösterir ve kralın huzuruna götürür. Kral yabancıyla konuşmadan önce yabancı “XR” cihazlarından geçermiş gibi bir kaç asker tarafından aranır,taranır,yolun,tozun,kirliliğin pek gözükmemesi için temiz kıyafetler giydirilir,parfumler sıkılır. Neyse, ve O an gelir çatar kapıya. Kralla karşı karşıya gelir yabancı. Kral, emin,kararlı fakat merakla süzer yabancıyı. Yabancıda aynı duygularla süzer kralı. Ta ki kral “Hula yabancı sen kimsin?” diyene kadar. Yabancı anlık sessizliğin verdiği rahatlığından içinden çıkarak kendini tek cümleyle anlatır “Ben Paliaçou’m,kralım!”. Kral şaşırır,”Paliaço nedir?” diye sorar. Yabancı da, “O benim adım,ismim”diyerek karşılık verir. Ve kısa bir sessizlik daha. Ta ki kral “Senin elin,kolun,yüreğin,aklın,fikrin ne iş yapar bre paliaço”der. Yabancı da “Ben bir başka köyün kralıydım,şanım şöhretim çok yaygındı fakat bir gün ülkemizdeki bütün insanların yürekleri mutsuzluktan karardı,gözleri görmez oldu. Ülke dağıldı, beni de sonra tanımadılar”demiş. Kral, aynı şeyin kendi ülkesinin başına hatta kendi başına geleceğini de düşünerek yabancıyla daha koyu bir sohbete girişmiş.

Fazla uzatmadan devam edersem. Konuşmuşlarda konuşmuşlar. Gece olmuş,uyumayıp konuşmaya devam etmişler. Sabah olmuş durmadan yine konuşmuşlar. Ve sonuç olarak Paliaço ve kral anlamışki, “Dünya yuvarlak bir küre,ama niye? Eğlencelerin olmadığı ,olan eğlencelerinde keyfinin çıkarılmadığı,insanlar tarafından her daim enerji düşüren,ruha bıçak darbesi yapan sözlerin,bakışların,tenlerin olduğu, boğanın boynuzları üzerinde olduğu sanılan ama herkesin bir şekilde birilerine boynuz taktığı bir yuvarlak bir dünya. Ne eğri,ne doğru. İyiyi ve kötüyü dengelemek için zaten ancak yuvarlak olmalı. Ama çocukları. Çocukları her daim yüzleri gülen ,gercek mutlulugu tadan,gercek hüznü minik yürekleriyle kaldırmaya çalışan bizim dünyanın çocukları”demişler. “Tek gercek olanlar onlar. Onlar gülmeli. Büyükler ağlasa bile onların yüzü gülmeli,yanaklarında çiçek desenli gamzeleri olmalı” diye devam etmişler. Ve o tarihten sonra da bütün günlerini çocuklarla ugraşarak,onları mutlu ederek,üzülseler bile onlara gerçek yüzlerini göstermeyerek, geçirmişler. Hikayenin sonunda “Çocuklarla özdeşleşen Palyaço lafının nerden geldiği?”sorulacak sorular arasında. Cevabı ise basit, “Kendi ülkesinde mutluluğu bulamayan-her anlamda- Paliaço,kralın emriyle çocuklarla daha cok vakit geçirir,kral da ülkenin kendisine verdiği “kral” kelimesinin ağırlığıyla çocukları uzaktan sever. Ama çocuklar,nitekim kendilerine yakın olanın adlarını unutmadıkları ve “portakal”a bile “oydakal” dedikleri için, bizim paliaço’yu da palyaço olarak telafuz etmişler. Beyinlere o şekilde oturmuş”

Bir palyaçonun zor ama öz geçmiş hikayesini sizlerle paylaştım. Belki buna benzer bir hikaye bulamadınız ya da yine araştırmadınız ama bunları nerden bulduğumu hatta bildiğimi merak ettiniz. Ozaman hemen size cevabımı söyleyeyim. Palyaço ve palyaçoculuk benim ruh halim. Çünkü bende palyaço oldum,oluyorum,olucam…

albakalım


Yorumsuz kalmış! Sayenizde...

TrackBack URI

Trajikomik detay...
Güzelim Türkçemizin dil kurallarıyla ilişiğini kesmiş, "selam,merhaba,nasılsın" gibi kelimeleri kurarken "SMS" kalıplarına,kısırlığına kapılarak kendini "slm,mrb,nslsın" şeklinde ifade etmiş, IP adresi'nin kaydını tuttuğum halde sanal alemin verdigi "Beni nereden bulacak? - ki bulunuyorsun merak etme! -" rahatlığından bizim Özer'e küfür,hakaret etme gazına erişmiş, bu gazı bünyede dolandırırken bunu bile adam gibi yapamamış her bireyin yorumları özür dilenerek büyük bir keyifle silinir... Yorumların hepsini yeni bir mektupla buluşmuş gibi keyiflice okurum... Belki de "Trajikomik detay"da ki en olumlu sözüm de bu olmuştur...

*

*