
Üçgen Dünya’nın yuvarlak olduÄŸunu öğrendiÄŸimde yaklaşık üç yaÅŸlarında, iki cetvel büyüklüğünde bir adamdım. Uzaktan geminin önce bacası göründüğünde sonrasında geminin diÄŸer objeleri, kamaraları, varsa kontrol kulesi ve hatta çapası dahil geleceÄŸini bilen oldukça hınzır ve ukala bir çocuk. Garip bir ÅŸekilde istediÄŸim o ilginç tatlıları yediÄŸim bir çocukluÄŸum oldu benim. KomÅŸumuzun kızına bir gün yan gözle bakmadım, ta ki bahçede elimde tahta parçası dolanıp Dünyayı ben kurtaracağım deyip, siyahi tende bir çingeneden dayak yediÄŸimde, karşı komÅŸumun kızı hislenmiÅŸ yanıma gelmiÅŸti. Eliyle ÅŸiÅŸen alnımın bir bölümünü dokunmak istedi, o yaÅŸlarda hepimiz saf duygularla yaÅŸarken ben üstü kapalı düşüncelerle utandım ve izin vermedim. Yazık geçenlerde kızcağızı deÄŸil de babasını gördüm. Kendisi polis olan babası GBT(açılımı neyse; bkz: Genel Bilgi Toplama) sorgulama yapmak için yanıma yanaÅŸtığında “Zeki Abi…” sevincim bıyıklarının da çatılmasıyla bozuldu, diyemezdim o an ben seni tanıyorum diye, kırk yılın Zekisi arkadaÅŸlarının yanında “abi” olamazdı, olmadı da.
Sevinçlerimi alkol yerine saf sütle kutladığım o zamanların benim için en önemli görselleri, hafızamdaki güzel kareler, anılar. İlkokuluna gittiğim taştan ve eski okulun bende kattığı evrensel bakış gibi özel bir kaç algoritması daha yeni yeni gelişiyorken, ben kol yapmış, kas yapmış, okulun demirlerinde maymunlar gibi dolanıp durmaktaydım. O yıllarda aramızda en hızlı koşan x kişisiyle yaklaşık 15 yıl sonra aynı masada bira içişimiz ve ben değil, dışarıdan o anda geçen haylaz kedinin bile yapılabilecek en aptal koşu yarışında bile o güzel insanı geçebileceğini söylüyorsam şuraya, Dünya ne çabuk değişiyor demem de hakkım değil mi?
Sebeplenirdik biz o yaÅŸlarda pazarlarda yürürken, üstümüze düşen en güzel görev pazarda annemizin kolundaki poÅŸetleri almak iken, bizler usanmadan büyüdük. Daha dündür leblebi tozuna katık yaÅŸayış biçimimiz ve daha dündür bebelere balon derken ima edilen bizler. Uzak yıllardı ya ÅŸu yıla göre, ÅŸimdi düşünüyorum da geride bıraktığım kambur bir sırt ve her sabah yüzüne baktığım, biraz kıllanmış, tüylenmiÅŸ ve üzerinde hafif çizikler bulunan bir yüz. Oysa bizim yüzümüzde o yıllarda da çizikler olurdu, amma ikinci gününde sokaÄŸa fırlar, doÄŸal antibiyotiklerle bütün yaralarımızı kapatır dönerdik. Åžimdi Dünya dönüyor ya, ekstra antibiyotik bulmaya bizler çalışıyoruz, iÅŸler çok deÄŸiÅŸti çocuklar, bunların farkına istemesek de bakıyoruz…

Okurken çok keyif aldığım ve yorum bırakma gereğini alkol, okul , bira , 15 yıl gibi kelimelerden dolayı gereksiz bişey yazma gereği hissi bıraktı bende . Nedenini bende bilmiyorum belki de En keyif aldığım arkadaşlıkların çok eski ve kalıcı olmasındandır. Bundan böyle sıklıkla güzel yazar tarzı yazılarını takip etmekte olacağım arkadaşım
Dipnot ; Bu yazıyı okuduktan sonra yorum bırakmak için 40 takla attığım ve hiç dikkat etmediÄŸim “tıklayın” a , iliÅŸtirin baÄŸlantısında takıntı içinde bıraktırdığın için ayrıca teÅŸekkürlerimi sunarım Özerim
1
Yazan Åženol | Tarih 06.07.10
Trajikomik detay...
Güzelim Türkçemizin dil kurallarıyla ilişiğini kesmiş, "selam,merhaba,nasılsın" gibi kelimeleri kurarken "SMS" kalıplarına,kısırlığına kapılarak kendini "slm,mrb,nslsın" şeklinde ifade etmiş, IP adresi'nin kaydını tuttuğum halde sanal alemin verdigi "Beni nereden bulacak? - ki bulunuyorsun merak etme! -" rahatlığından bizim Özer'e küfür,hakaret etme gazına erişmiş, bu gazı bünyede dolandırırken bunu bile adam gibi yapamamış her bireyin yorumları özür dilenerek büyük bir keyifle silinir... Yorumların hepsini yeni bir mektupla buluşmuş gibi keyiflice okurum... Belki de "Trajikomik detay"da ki en olumlu sözüm de bu olmuştur...