Yıllar Sonra Dokunmak Sana

Sesini taşıdığım, şu eski kayıt cihazının içine sığdırdığımız zamanı dinledim. Genç, canlı, toy bir ses topluluğu sende ki ve de bendeki. O zamanlar sen yakınımdayken bile sana uzak kalmış, sevgili kalbine bunu kabul ettirip oracıkta minik bir oda “kiralamaya” çalışan bir adammışım ben. Sende bu odanın başında bekleyen “uykucuresepsiyonist. Kiralamaya çalışıyorum; çünkü o zamanlar “bende ortağım buraya…” dediğin bir yer, bir zaman sonra seni oradan kovup kovalarsa ve sende yıllar sonra birkaç satırla o eski günlerden bahsetmek adına, eline ağlandıkça nemlenmiş bir kâğıt parçası alıyorsan; emin ol ki o eski günleri anlatırken bile bir “kiracı” olarak kalıp, gidiyorsun.

Soğuk ve çatık ince kaşının yanıma ilişip omzumda hayata bakmaya başladığı o günün, garip bir ses topluluğu bizimkisi. Sendeki ve de bendeki. Önce sevimli, sıcak gülücükler; arka fondaki börtü böceğin şarkılarıyla geliyor kulağa. Sonra da sadece ikimizin anlaştığı bir dilden konuşmaya başlıyoruz. Konuşmalar yabancı değil ve fark ettim ki bu dili duymayalı ne çok olmuş. Garip bir tebessüm yer ediyor tamda bu anda. Şu anda karşımdasın ve seni görüyorum… “Yıllar bize neleri unutturmuşken, garip şekilde birbirimizin yüzünü, hatlarıyla beraber net olarak bir anda hatırlamamın sebebi nedir?” diye düşünüyorum ve işin içinden çıkamıyorum. Bir defter çıkmış karşıma, toy sesler diyor ki; “Önce sen bir cümle yazacaksın, sonra da diğerimiz devamını getirecek ve bu defter böyle bitip, tükenecek, yaşamaya devam edecek!”, “İyi…” diyoruz ve yazmaya başlıyoruz… Hatırlıyorum, ilk ben yazıyorum. Bir küçük sessizlik ve sonrasında sessizliği bozan bir öpüşme sesi. Orada bir şeyler oluyor ve ben şu zamanda merak etmiş, o eski zamandaki seslerin hepsini duymaya çalışıyorum. Kulağım bu eski cihazın hoparlörüne daha da bir yakın. Yazmaya artık sen devam ediyorsun ve eskisinden daha küçük bir sessizlik daha, sadece börtü ve böcek sesi arka planda. Sessizlik daha kısa, düşünüyorum ve aklıma gelenler benim şimdilerde olduğu gibi değişmemiş uzun cümlelerimin getirdiği uzun sessizlikler ve senin “ben yazamıyorum senin gibi…” diyerek beni bile hayrete düşürdüğün o dolu, kısa cümlelerinle gelen sessizlikler. Aksıyorum… Kulağımdan düşercesine oluyor alet, ama kulağım sesine hasret, başımı yere düşürürcesine eski ses cihazını takip ediyor. Sana tekrardan dokunuyorum böylece, hem de yıllar sonra… Yüzüm daha bir kemikleşti ve oturdu sadece… Merak etme, iyiyim. Seni de biliyorum; sende iyisindir… Soğuk şehirler seni etkilemez, kendine bakarsın. Artık beni de etkilemiyor, merak etme… Beni telaşlandıran, büyük şehirlerin birinde beni etkileyen tek şey keşke sadece soğuk olsa… Bir şeyi düşünüyorum: “Senin iyi olmadığını bilsem, ben ne yapabilirim?

Toy seslerin kapanma vakti geliyor, sende ki ve de bendeki sıcak ve canlı ses topluluğu oluyor kapanmaya yaklaşırken… Toy seslerin kapanma vakti geliyor ve içimde bir yerlerden o yankılanıyor. “Susma diyor, sustukça…”. Susmadan hatırladıklarımın her anıyla bu yazıyı yazıyorum ve toy sesler kapanıyor. Birbirinden uzak, birbirinden ayrı, canlı ve kanlı o iki insan hayalimden uzaklaşıyor… Ama senin yüzün ve sesin… Acaba yeniden görsem seni, ya da sesini duysam; o eski günlerdeki gibi kalbim hızlıca atmaya başlar, dilimde beni konuşturmamaya çalışır mı? “Yok, artık…” diyorum… “Daha neler?


4 Yorum sayenizde...

Kardeşim sen manyaksın ya. Yine hayal ettiren mükemmel yazılardan biri. İnşallah gerisi gelir. Helal olsun kardeşim!

1

Bubacan o senin güzelliğin, manyaklığın 🙂 Arada dağlar, yollar ve şehirler olsa da her daim takip ediyorsun ya beni, işte asıl sana helal olsun kardeşim 😉

Sağlıcakla Kal… İyi ol…
Tekrardan her daim görüşmek üzere…

2

Ama senin yüzün ve sesin… tebrikler gerçekten muhteşem 🙂

3

Teşekkürler Duygu… Senin yüzün, benim yüzüm, onun yüzü 🙂 Aynı kürede yaşayıp aynı şeylerden hoşlanabiliyoruz… Yazımı beğenip yorum yaptığın için ayrıyeten teşekkür ederim… Pardon; benim yazım, senin yazın, onun yazısı 😛

Keyiflice kalman ümidiyle!

4

TrackBack URI

Trajikomik detay...
Güzelim Türkçemizin dil kurallarıyla ilişiğini kesmiş, "selam,merhaba,nasılsın" gibi kelimeleri kurarken "SMS" kalıplarına,kısırlığına kapılarak kendini "slm,mrb,nslsın" şeklinde ifade etmiş, IP adresi'nin kaydını tuttuğum halde sanal alemin verdigi "Beni nereden bulacak? - ki bulunuyorsun merak etme! -" rahatlığından bizim Özer'e küfür,hakaret etme gazına erişmiş, bu gazı bünyede dolandırırken bunu bile adam gibi yapamamış her bireyin yorumları özür dilenerek büyük bir keyifle silinir... Yorumların hepsini yeni bir mektupla buluşmuş gibi keyiflice okurum... Belki de "Trajikomik detay"da ki en olumlu sözüm de bu olmuştur...

*

*